13 Ekim 2016 Perşembe

Bir parça HEVES... Sümeyye Kalyoncu

Merhaba konuk yazarımız  Sevgili Sümeyye Kalyoncu
Sevgili Sümeyye, öncelikle söyleşiyi talebimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. Sorulara hazır mısın?  
Çok heyecanlıyım ama sanırım hazırım. Hadi başlayalım!


1- Sümeyye Kalyoncu kimdir önce seni tanıyalım…
İnsan kendini nasıl anlatabilir ki? Deliliğini satırlar arasına gizlemeye çalışan bir kızım işte. Hayatla olan kavgasını en üst safhada yaşarken; hem okuyup, hem çalışıp meslekleri uç uça ekleyip duruyorum. Ne bileyim. Bir kez geliyoruz dünyaya… İyi değerlendirmeye çalışıyorum işte.


2-Sümeyye iyi bir okuyucu mudur? Yeni mezunsun biliyorum, ders kitapları dışında ne okursun…
Evet, zor bir sürecin ardından sonunda kitaplarıma daha çok vakit ayırabiliyorum. Okumak; ne ile ilgili olursa olsun bilgi aşığı bir kadınım. Bana bir şey öğretecek el broşürlerini bile okurum oda sayılıyor değil mi okumaktan?
Sayılmaz mı bende severim onları okumayı…


3- Neler okursun… Başucu kitabın var mı, varsa nelerdir?
Olmaz mı? Hepsi başımın ucu, başımın tacı… Hiçbirini ayıramam fakat gözümün bebekleri var ki hemen sayayım; Dostoyevski- Suç ve Ceza, Necip Fazıl Kısakürek-Çile, Oğuz Atay-Tutunamayanlar gibi… Sanırım saymakla bitiremeyeceğim.

4-Kitaplarını okumaktan en keyif aldığın yazarlar kimlerdir?
Dünyaca ünlü klasikleri okumaya bayılıyorum. Bu çok geniş bir yelpaze elbette… Ama yazarsa almadan geçemeyeceğim yazarlar elbette mevcut. Mesela Khaled Hosseini (Halit Hüseyni) kalemini bayılırım. Türk yazarlardan Canan Tan, İnci Aral, Ayşe Kulin… Bunlar çok daha genç yaşlarımdan beri takip ettiğim yazarlar. Hepsi kadın ve Türk, güçlü kadınları seviyorum vesselam.


5- Yazmaya ilk ne zaman başladın?   
Bu şu soru ile eş benim için; “Yaşamaya ne zaman başladın?”. Bilmiyorum. Çocukluktan beri bir yerlere bir şeyler karalıyorum. Ama iyi, ama kötü, ama kısa, ama uzun… İlk hatırladığım anım ise vefat eden dedeme sürekli mektup yazdığımdı. Ona dünyada olan bitenleri anlatıyordum ve özlemimi dile getiriyordum. Annemde benim için onları postaya verip dedeme yolluyordu. Tabi gerçek bir zaman sonra ortaya çıktı.

6- Hayallerinin arasında kitaplarının basılacağı, imza günün olacağı, Bir Tutam Çilek ile söyleşi yapacağın var mıydı? (Bir Tutam Çilek yoktu biliyorum ama var dersen ben çok mutlu olurum)
Hayatınızda ki bazı şeylerden emin olursunuz. Henüz olmamıştır ve olacağı günü beklersiniz. Bu hayal değil, gerçeğin ta kendisini meydana getiren bir süreçtir. Ben bir gün kitabımın çıkacağını biliyordum. Şöhret olmak gibi bir gayem yok. Sadece yazdıklarımın belli bir zümreye ulaşıp ellerinin arasından mutluluğa dönüşmesini istiyordum ve oldu! Bu benim için yeterliydi. Tabii ki Bir Tutam Çilek ile söyleşi yapma hayalim vardı. Bu inanılmaz ve benim için pastanın kaymağı oldu.

7-  Heves ’i yazmaya nasıl karar verdin? 
Anlatmak istediğim şu. Karar vermiyorsunuz yazmaya. Yazıyorsunuz ve karakterleriniz kendi hikâyelerini yazdırıyorlar. Mavi ve Çınar, Heves ve Utkan… Benim yazma serüvenime sadece katıldılar ve ellerimden kendi hikâyelerini duyurdular. Ben sadece aracı oldum.

8- “Utkan” karakteri için gerçek hayatta kimden esinlendin?
Hiç kimseden desem? O bir hayali karakter ve kendi kendini oluşturdu. Dedim ya ben sadece yazdım. Etrafımda ona benzer kimse yok. O benim eşsiz adamım.

O senin çocuğun lütfen ama benim arsız aşkım…


9-“Pare Heves” narin, yaralı, güzeller güzeli Para Heves kim?
Bir parça Heves… Adı buradan gelmişti. Her şeyin başlangıcı bir parça heves ile oluyor. Devamı için daha güzel duygular lazım bunu anlatmaya çalışmıştım. Aslında sıradan bir kız, senden benden güzel değil anlayacağın… İnsanın kalbi güzel olsun.

10- Evet, biliyorum her iki karakterde hayal ürünü ama birilerinden esinlendiğin kesin…
 Hahaha gerçekten kimse yok esinlendiğim. Olsa söyleyeceğim ama gerçekten yok.


11- Utkan’ın iç sesleri arsız, müstehcen ve gerçek… Bir erkeğin iç sesini yazmak seni yormadı mı?
Aslında yormadı. Buradan beylere selam yolluyorum. Testosteron taşımak oldukça güç bir mevzu… Fakat kontrolü testosterona bırakmayıp avuçlarında tutan erkeklere bayılıyoruz bu bir gerçek. Dizginleri bırakmayalım beyler.


12- Pare Heves, Onu böyle büyük bir aşk ile seven Utkan’a yaptıklarından sonra gidip saçını başını yolmak istedim… Bence Pare Heves biraz da sensin yanılıyor muyum? (Güçlü, kendi ayakları üzerinde durabilen cesur kız)

Kendimden esinlenmedim. Tam tersi kendimden uzaklaştırmak istedim onu ama ne yaparsanız yapın her karakter biraz yazarını andırıyor. Okuyan ve beni tanıyan yakınlarımdan Heves’i okurken gözümüzün önünde hep sen canlandın geri dönüşleri almadım değil. Ne diyeyim. Heves gücünü elbette benim ellerimden aldı ve bende onun güzelliğinden. Beraber el ele verip güzel şeyler yapmaya çalıştık.


13-Final… Eğer mutsuz son olsaydı gözüme gözükme derdim… Neyse ki mutlu son… Senin hayalindeki final bu muydu?
Değildi. Son anda karar değiştirip mutlu bir son yaptım. Çünkü ben bir kitap okurken günlük streslerimden uzaklaşıp bir nebze mutlu oluyorum. Bir iki saatlik kitap okuma seansı beni bu dünyadan alıp başka bir yere götürüyorsa şayet; o gittiğim yerde mutluluk isterim. Bu yüzden mutlu son ile bitti. Belki de bitmedi? Hı ne dersiniz?


14-Blog takipçilerime ve okuyucularına son sözün nedir…

Bu bloğu takipte kalın. Bu çilek kız çok tatlı. Ve ben onu çok seviyorum. Sabrı ve sevgisi için sizin huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Sevgi, saygı ve öpücüklerimle.

Canımsın şirine yazarım…
Sevgili Sümeyye,
Okuyucun bol, yolun açık olsun…
Sevgiler
Çilek Kız




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder