13 Aralık 2017 Çarşamba

Oyuncu






Kitap Adı         : Oyuncu
Yazarı              : Jennifer L. Armentrout  
Yayınevi          : DEX Plus
Türü                : Roman
Puan                : 5 / 5 

Merhaba,
Yine bol kahkahalı, aşklı ve tutkulu kitap yorumum ile buradayım.

Jennifer L. Armentrout’un Gamble kardeşler üçlemesinin ikinci kitabı oyuncu.

Yazarın kalemi ile tanışmam serinin ilk kitabı Sağdıç ile oldu. Eğlenceli, tutkulu, akıcı yazım dili sizi hemen sarıveriyor ve kitaplarının okunması kısa sürüyor.

Gamble kardeşlerinin ortancası ünlü beyzbol yıldızı Chad ve balıketli asistan Bridget’in tesadüfen Deri ve Dantel isimli adı çıkmış barda tanışmaları. Bu tanışma tek gecelik bir şey içindir ama özgüven sorunu olan Bridget korkup kaçar. Ama ne o Chad’i aklından çıkarabilmiştir ne de Chad onu.
Bu tanışmadan bir ay sonra Bridget, patronu Maddie ve onun sevgilisi Chase ile öğle yemeği yemek için gittikleri hamburgerciye Chad’in de gelmesi ile macera başlıyor…

Bu arada Bridget tabii ki patronunun sevgilisi Chase ile Chad’in kardeş olduklarını biliyordu.

Şimdi bol kahkahalı, azıcık tutkulu bu hikâyeyi okumak için hemen kitabı edin.



Gri olan hayata inat pembe okuyoruz…

12 Aralık 2017 Salı

Aşkın Adı Yahya



Kitap Adı         : Aşkın Adı Yahya
Yazarı              : Nehir Erdem  
Yayınevi          : Müptela Yayınları
Türü                : Roman
Puan                : 5 / 5 

Merhaba,
Yine bol kahkahalı bir mahalle kitabı yorumuyla buradayım. Moralimin bozuk olduğu şu günlerde ilaç gibi  geldi bana... Ama bu mahalle kültürünü 90 ve sonrası doğumlular pek bilmez.

Hikâyemiz ilk kitabımızın(İki Entrika Bir Düğün İsmail) kahramanı İsmail’in en yakın arkadaşı Yahya ve İsmail’in kuzeni Esra’nın aşkını anlatıyor…

İsmail’in düğününden sonra hiç kimseye bir şey açıklamadan mahalleyi terk eden Yahya baba memleketi Düzce’de yeni bir hayat kurmuştur.
Esra, Yahya’nın gidişine bir anlam veremez. İnci dışında da kimselere soramaz bunun sebebini. İsmail’in annesi entrikalar kraliçesi Teyzesi Ayten’in yeğenidir o… Ve bu gidişin ardındaki sırrı çözmesi, aşkı için savaşması gerekmektedir...

İkinci üniversiteyi kazanmıştır ve okumak için Abant İzzet Baysal üniversitesini tercih eder… (Aslında aldığı puan ile İstanbul’da istediği üniversiteye girebilir ama o Yahya’nın yanına gitmek ister)

İsmail tarafından Düzce’ye götürülüp okul ve yurt kaydı yaptırılır. 1 hafta sonra okuluna gider. Yurttaki ikinci gününde yurt önünde yaşanan siyasi kavga haberinin Yahya’ya ulaştırılması ile ev arkadaşı olurlar…

Hikâyemiz bundan sonra başlıyor bol kahkahalı, azıcık sövmeli(ben sövdüm Yahya ve Esra’ya birbirlerinin gözlerindeki aşkı göremedikleri için)


Buradan yazara sesleniştir; Ben şimdi Yasin ile İpek’in aşkını okumak istiyorum…


Gri olan hayata inat pembe okuyoruz…

1 Aralık 2017 Cuma

Öğretmen, Anne, Eş ve Yazar Sinem İşler...

 Merhaba;
2017’nin son ayında Wattpad’in fenomen yazarı Mine Selen, gerçek adıyla Sinem İşler’le (Yüzü Olmayan Adam, Bana Ait ve Hayalin Yetmez’in yazarı)  keyifli bir söyleşiye hazır mısınız?

Öncelikle Sinem’ciğim söyleşi talebimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim...  Etmeme gibi bir şansın yoktu çenemle seni hayattan bezdirirdim… J Ve sen sevgili blog takipçim çayını, kahveni al ve bu keyifli söyleşinin tadını çıkarmaya başla…

1- Öncelikle klasik sorumla başlayalım mı? Sinem İşler kimdir? Seni merak eden okuyucularına ve blog takipçilerime kendinden bahseder misin?

Merhaba Sevgili Kitap Dostları,
1972 İzmir Karşıyaka doğumlu, dünya tatlısı iki insanın kızı ve üç kardeşin ortancasıyım. Eğitim hayatım boyunca İzmir’de yaşadıktan sonra öğretmen olarak ilk görevimin Erzurum’a çıkmasıyla, maalesef sevdiğim şehrimden ayrılmak zorunda kaldım. Sınıf öğretmeni olarak başladığım meslek hayatıma, ardından kendi branşım olan Görsel Sanatlar (Resim) Öğretmenliği ile devam eden ve halen çalışan bir devlet memuruyum.
Tabii ki öncelikle fanatik bir kitap okuyucusuyum, daha doğrusu yazmaya başlayana kadar öyleydim. Yazarlığın çok zaman ve emek isteyen bir alan olduğunu yazarken öğrendim. Bunun yanı sıra branşımdan dolayı doğal olarak resim hayatımda önemli bir yer alıyor. Öğretmenliğin yanı sıra, hikâye yazmaya başlamadan önce sulu boya ressamı olarak çalışmalar yapıyordum. Boş duramama gibi garip bir hastalıktan muzdaripim, ya okuyacağım, ya resim yapacağım ya da yazıp çizeceğim.
 

2- Sinem İşler’ in anne, öğretmen, eş ve yazar olarak bir gününü bize anlatır mısın?
İşte en sevdiğim soru, henüz anlatmadan yoruldum :) Genelde 06.15 civarı kalkarım, duruma göre saati erteleye erteleye bu 06. 45 e kadar gidebilir. Rutinim var, otomatiğe bağlanmış gibi hızlı bir tempoda işlerimi halleder ve evden çıkmaya hazır hale gelirim. Huyum kurusun, çok sakin ve ağırkanlı bir insan olduğum halde zamanımı çalan lüzumsuz işlere karşı alerjim mevcut, o yüzden her bir saniyeyi iyi kullanma odaklıyım.
Unutmadan kahvaltının ardından koca bir fincan sade Türk kahvesi içerim, bu da olmazsa olmazlarımdan. Artık nasıl alıştıysam, iki sefer okula giderken kahve içmeyi unuttum ve az daha ilk derste uyuyordum, teneffüsü zor ettim :)
Her şey bir yana öğrencilerime karşı vicdani yükümlülüklerim, iş ahlakı ve sorumluluklarım bir yana… Benim için çok önemli kavramlar, aldığım maaşı hak etmeliyim, hepsinden öte gönlüm rahat olmalı. Genç dimağları yetiştirmeyi çok önemsiyorum.  Zamanında okula varmak, derslerime girip hakkını vererek işimi yapmak bir nevi saplantım. Mesleğiniz ne olursa olsun, en iyisini yapmanız gerektiğini düşünüyorum.
O günkü yoğunluğuma göre öğrencilerimle dersimi işledikten sonra çarşıda işim yoksa oyalanmadan eve dönerim. Tabii bazen programım değişebilir, yakın arkadaşlarımla buluşabilirim ya da ziyaretlerine gidebilirim. Genellikle eve varır varmaz yine koşuşturmam başlar, üzerimi değiştirecek kadar bir zamanın ardından hiç oturmadan yemek ve bir evin olmazsa olmazı işlerimi tamamlarım. Bu arada çiçeklerimi kontrol ederim, çorba karıştırıyorsam boştaki elimle iki sayfa kitap okurum. Akabinde sofrayı hazırlar ve eşim evdeyse bir yorgunluk kahvesi yapıp muhabbet ederim. Maalesef oğlum İzmir de okuduğu için normalde onunla geçirdiğim zamanı bu şekilde değerlendiriyorum.
Veeeee büyük an gelip çatar; yemekler yendi, sofra toplandı, tabak çanak durulanıp makineye dolduruldu. Ben boşa çıktım ve yerime kuruldum. Elime kağıt kalemimi aldığım gibi yazmaya, bu arada hayal alemine dalmaya hazırım. Televizyonla hiç aram yok, izlemiyorum desem yeridir. Gece, kendi kendime kaldığım ve en sevdiğim saatler, maalesef sabah çok erken kalkmam gerektiği için 23.30 gibi yazmayı bırakıp yatmak zorundayım. Bana kalan 4- 5 saatlik zaman dilimi… Ve gün benim için biter.

3- Sinem öğretmen neler okur?
Vallaha ne yalan söyleyeyim, bu konuda o kadar arsız bir insanım ki sokak tabelalarını, sonra direklerine asılan pankartları bile üşenmez okurum :) Durakta beklerken yerde gördüğüm bir ilanı, muayenehanenin bekleme salonundaki dergileri veya kat nöbeti tutarken öğrencilerin astığı afişleri asla sektirmem. Hatta yeri geldiğinde yeğenimin ilkokul hikâyelerini bile okuduğum doğrudur. Mesele La Fontaine hikâyelerine bayılırım, kendimi Tavşan ve Kaplumbağa hikâyesindeki Kaplumbağa karakterine benzetiyorum :) Ağırkanlı, sakin fakat azimli… Küçükken Teksas Tombiks ve bilumum dönemin resimli kitaplarına bayılırdım, bizim çocukluğumuzda Tercüman diye bir dergi vardı noktasına virgülüne kadar okurdum. Sonra Shekspare ile Beyaz Diziyi aynı dönemde keşfettim, Kemalettin Tuğcu’yu araya sıkıştırıp ağladım. :) Halk kütüphanesi ve okul kütüphanesinden Türk ve Dünya Klasiklerini, Karşıyaka’da herkesin bildiği Serpil Kitabevinden aşk, macera, fantastik, mizah romanlarını beraber götürdüm. Üniversite dönemi branşımdan dolayı, sanat, mitoloji, din ve felsefe ağırlıklı olmak üzere kişisel gelişim kitaplarına merak sardım. Anlayacağınız okuma zevkim aşure kıvamında, aşureyi çok sevdiğimden olabilir. Onun gibi karışık ve her çeşit malzemeyle yoğrulmuş. Aynı anda 3-5 kitap okumak gibi kendime bile saçma gelen bir huyum olduğu için sanırım bu normal.


4-Sinem Öğretmenin başucu kitabı var mıdır?  Ve Başucu kitabı dışında herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğü 5 kitabı söyler mi bize?

Olmaz mı hiç, yalnız zaman zaman değişir :) Bazen, Montaigne ( Denemeler), Ömer Hayyam (Rubailer) ya da Reşat Nuri Gültekin’in (Çalıkuşu) olabilir, ruh halime göre bazı yönlerini hiç sevmediğim halde Charles Bukowski okuduğum bile olur.

Diana Gabaldon Yabancı serisi

Elizabeth Kostova Tarihçi

Collen McCullough Dokunuş ( Maalesef baskısı tükenen bir kitap ve bulana kadar 2 yıl aradım ve uğraşıma değdi. )

Paullina Simons Bronz Atlı – Tatyana ve Alexander



5- Okumaktan asla sıkılmam dediğin en az 5 yazar var mı?
Linda Howard Hemen hemen tüm çıkan kitaplarını çok severek okudum.

Nora Roberts Aynı şekilde kitaplarının neredeyse hepsini severek okudum.

Diana Gabaldon

Darynda Jones (Mizah anlayışına hayranım, çok doğal )

Karen Maria Moning

6- Hayatta okumam dediğin tür veya yazar var mı?
Kesinlikle var, korku ve gerilim kitapları… (Hani şu ruhlu, şeytanlı olanlar, bir de ismi lazım değilleri kapsayanlar, acayip ürküyorum) Polisiye, macera, fantastik ve ütopik kitap türlerini bunun içine katmıyorum.
Aslında yazım tarzından veya seçtiği konulardan hoşlanmadığım yazar da var ama müsaadenizle onların ismini söylemek istemiyorum, seveni vardır darılır ya da malum sorun benden kaynaklı da olabilir. Durağan ve uzun paragraflardan oluşan, bitmek bilmeyen betimlemelerin devrik cümleyle anlatıldığı, kendisini tekrarlayan, biraz felsefe ve birbirinin tekrarı ya da benzeri kelimelerle kurulmuş cümleler yumağı, bende boğulma hissi uyandırıyor. Misal; bir yaprağın rüzgarda salınışını, gölgesinin yerde nasıl dans ettiğini ve bu şekilde giden iki sayfa yaprak muhabbeti bana göre değil… Ki okuyanlara saygım ve takdirim sonsuz, tamamen zevk meselesi BEN sevmiyorum.

Bu kadar muhabbet yeter… Şimdi en heyecanlı kısım başlıyor. Senin yazma tutkuna…
7- İlk yazdığın cümleleri hatırlıyor musun ve yazdığın tarihi?  
Sanırım; ‘Sevgili Eleanor’ idi. Hayalin Yetmez hikâyesinin ilk kelimeleri :) Aradan uzun bir zaman geçti, malum o sıralar baya acemiyim, kâğıdın köşesine tarih yazmak aklıma gelmedi. Tabi bronşit tanısıyla 38 derece ateşle yattığım ve boş duramadığım için sıkıntıdan gördüğüm halüsinasyonları kâğıda da geçiriyor olabilirim :)2013 Mayıs ayında olduğunu biliyorum.
Sevgili Elenor yazarın 3. Basılı kitabı Hayalin Yetmez’in başlangıç cümlesi…

8-  Yazarken nasıl bir ruh halinde oluyorsun?
Yaşıyorum resmen, duygusal bir sahneyse oturur hüngür hüngür ağlayarak yazarım, canım çıkar. Komikse gözümden yaş gelene kadar kahkahalarla gülerim, bazen yazmayı bırakmak zorunda kalırım. Ben aslında yazmıyorum, hikaye karakterinin yerine yaşıyorum. Sanırım bundan aldığım zevk, yazmaya devam etmemi sağlıyor.
9- Yazmak için ilham geldiği an kalem kağıt mı tercih edersin, bilgisayar mı?
Aslında ilham bana gelmiyor, canım çok sıkkın olduğu ya da kafamda ciddi sorunlar bulunduğu zamanlar dışında, müsaitlerse ben onlara gidiyorum. Kimse inanmaz belki, birkaç paragraf üsten okumaya başlayınca hemen aralarına katılıveriyorum ve yazmaya değil, ne yaptıklarını izlemeye başlıyorum. Garip bir duygu, resim öğretmeni olmamla alakası olabilir, aslında ben yazmıyorum bir nevi resim yapıyorum veya devam eden sahneleri izliyorum. Elim de boş durmuyor bu arada, aralarında geçenleri yazıya döküyorum. Evet, bazen olmadık zamanda aklıma düştükleri oluyor, algı odaklı olduğum için asla ciddi bir iş yaparken değil, genelde uyuyacağım zaman ya da boş dersimde :) Hemen bir kâğıt parçasına ufak notlar karalar ve müsait zamanımda temize çekerim. 

10-Yazarken uyguladığın bir ritüel var mı?

Var diyebilirim, bağdaş kuruyorum ya da ayağımın birini kıvırıp altıma alıyorum. Masa başında denedim fakat istediğim performansı alamayınca vazgeçtim.


11- Yazdığın hikâyeleri bir şarkı ile eşleştiriyor musun? (Bana göre İGAP’ın şarkısı Hadise’den - Bence evlenmeliyiz hem de bu sene…)

Bazen oluyor, mesela İGAP da ne hikmetse; Bayıra karşı yatır beni, tırmala beni kaşı beni :) :) diye günlerce söylenerek gezmiştim. Sebebi yine meçhul, ben de bilmiyorum. Bunun yanı sıra genellikle romantik ve slow parçaları tercih ederim.

12- Yazdıklarını ilk kim okudu ve yorumu ne oldu?  
 Nihal’im… Çok sevdiğim ve benim için çok değerli bir dostum. Kendisi sınıf öğretmeni olarak çalışıyor ve iyi bir okuyucudur. Çok hoşuna gitti, hatalarımı gösterdi, bilgisayarda temize çekmeme yardım etti ve her adımda bana destek verdi. İlk dediğiniz için Nihal’imi söyledim, yoksa bu konuda güzel dostlarım hep yanımda oldu. Gelişmemi sağlayan yegane insanların başında geliyor, iyi olduğu kadar kötü zaman dostlarımdan sadece birisi ve benim için çok değerli :)

13-İlk kitabın için gelen ilk yorumu hatırlıyor musun?
Hayır, fakat sevgili, ‘ jardin ‘ kullanıcı adıyla güzel dostumu unutmam imkansız. Henüz sayılı okuyucum vardı ve günde bir iki kişi hikayelerimi okuyunca çok mutlu oluyordum. Neredeyse ilk günden beri sayfamda olan kişilerden birisiydi Jardin… O zamanlar yorumlara cevap vermek için nereye gireceğimi bile bilmiyorum. Ben cevap veriyorum diye ortaya yazıp duruyorum, yanıtla seçeneğinden bile bihaberim o derece anlayacağınız, aylar sonra fark ettim :) Sevgili Jardin beni hiç bırakmadı, sağ olsun hep yanımda… Hâlâ yanlış yazdığım veya gözden kaçırdığım hatalarımı düzeltir. Buradan kendisine çok teşekkür ederim, sevgiler Jardin, güzel dostum :)

14-Kitap sözleşmesi imzaladığın süreçte ya beğenilmezse, ya okuyucu kötü eleştirirse korkun oldu mu? Gece kâbuslar görüp uykundan uyandın mı?
Şaşkındım, heyecanlıydım ve kesinlikle kafamın bir köşesinde hep bir ‘acaba’ vardı. Sebebi, kendine güven sorunundan ziyade, kişinin kendisine karşı ne derece objektif olabildiğiyle ilgili.
Bununla wattpad dışında yüzleşmem gerekiyordu ve yeni okuyucuların verdiği yorumlar bir nebze belirleyecekti. Farklı bakış açıları ve daha geniş bir kitleye hitap etmenin tedirginliği doğal olarak olmalıydı diye düşünüyorum.


Sevgili blog takipçim ben Sevgili Sinem’inYüzü olmayan adam ve Bana ait kitaplarını henüz okuyamadığım için  (Kitaplar mühürlü ve kütüphanemde var yeni yılın ilk okunacak kitapları)  bu iki kitapla ilgili soruları instagramda @hayalin_yetmez sayfasının yöneticisi @dileginkitapları Sevgili Dilek sordu huzurlarında kendisine tekrar teşekkür ediyorum…

15- Duru’nun öngörü yeteneği etkileyici ve insanda merak uyandırıyor. Yaptığı astral yolculuklar bu konu aklına nereden geldi? Bir olaydan mı esinlendin ya da astral seyahat ile alakalı bir deneyimin oldu mu?  ( Yüzü olmayan adam) 
Merhaba Dilekciğim J
Hikayenin içindeki bir çok şeyde ucundan kıyısından deneyimlediğim ve bende izler bırakan olayları kapsıyor. Kurgu bağımsız tabii… Misal; Duru’nun ilk astral seyahat hikâyesini maalesef yaşadım ve inanılmaz korktuğum için asla bir daha denemedim.
Ben kitapları okuduktan sonra bu konuyu seninle konuşalım…

16- Çınar gerçek mi? Çünkü bu kadar duyarlı bir kişi gerçek olamayacak kadar ütopik. (Okumayanlar için Bana ait kitabında İşitme engelliler ile iletişim kurmak için eğitim sahası açan ve kendisi de öğrenen biri)
Evet… Daha doğrusu çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir kişiye hitaben yola çıktım. Onun hayatından alıntılar ile kendimce kurguladığım hikâyemin bir karışımı. Üzgünüm, kim olduğu hakkında spekülasyona sebebiyet vermemek ve reklam konusu olmaması için söylemek istemiyorum.  


17- Kitap karakterlerine âşık olan okurlar var mesela ben Çınar hayranıyım. Senin karakterlerine âşık olan okurlar var mı? (Burada Çilek Kız devreye girer Leon benimdir yan bakanı öldürürüm der …)
Var, hem de ciddi bir rakam sanırım :) Son dönem Emir ve Suat revaçta, Asaf’ın da ciddi bir hayran kitlesi var. Tahir diyeceğim ama burada hemen susuyorum onu zaman gösterecek. Arkadaş biraz küfürbaz ve ağzı bozuk da :)

18-  Piyaz sever misin? ( Yüzü olmayan adam da Cemal’in suratına yediği sahne en sevdiğim sahneydi.)
Hem de nasıl, çok gülerek yazdığım bir sahneydi :) Tamamen spontane ortaya çıkan ve bana kahkahalar attıran bir bölüm oldu.

19-Yazdığın hikâyelerde yan karakterlerinde çok seviliyor olması, onlarında kitap olması için yapılan baskıdan rahatsız mısın? (Yüzü olmayan adam’da Duru’nun arkadaşı Merve ve Aga’nın abisi Cemal mesela)
Genelde baskın bir karakterse zaten kafamda bir şeyler şekillenmeye başlıyor, onun dışındaki durumlarda ise açıkçası zorlama gibi oluyor ve çok da hoşuma gittiğini söyleyemem. Anlayamadığım şu, hikâyeye başlarken sonuna kadar gidişat kafamda canlanıyor ve kendiliğinden gelişen bazı ufak değişiklikler dışında yolunda devam ediyor. Okuyuculara sorarak ( Şimdi şöyle mi yapayım, yoksa şunu mu yapayım ne istersiniz, x kişi ölsün mü yaşasın mı, mutlu mu olsunlar mutsuz mu ) gibi sorular soran yazarların nasıl kurguladıklarını ve sona vardıklarını anlayamıyorum.
Ben bir okur olarak yan karakterlerin kitaplaşmasına karşıyım…
20 – Yüzü olmayan adam ve Bana Ait yeni bir yayınevi ile basılacak mı? (Piyasada bulunamıyor ve bazı sitelerde ikinci el fahiş fiyatlı satışı başlamış)
Çok üzücü ve tatsız bir durum, maalesef hiç istemediğim halde kitabın çıktığı yayın eviyle hoş olmayan bir takım şeyler yaşandı. Tabii ki tekrar basılmasını ve okumak isteyip de ulaşamayan kitapseverlerle kavuşmasını istiyorum. Hayırlısı inşallah, ileride tekrar basılacağını umuyorum.

21-Duru’nun Aga’yı gördüğü sahnenin tasvirini resmettin mi? Kitap kapağı olarak hep o sahneyi hayal etmiştim.(Bilmeyenler için Sevgili Sinem resim öğretmeni)
Evet, daha doğrusu karaladım demek daha uygun olacak. Aslında kapak tam anlamıyla hayalimdeki gibi olmadı. Astral düzlemde bulunan Duru, tamamen şeffaf ve hayalet gibi görünmeli ve içinden şehir ile kaçışan insanlar görünmeliydi. Yani aklımda olan buydu. Tarık Aga ise gölgelerin arasından güneş gibi doğacaktı, falan filan diye gidiyor :)
Sevgili Dilek bu güzel sorular için teşekkür ederim. Şimdi sazı aldım elime ve Çilek Kız olarak kaldığım yerden devam ediyorum.
:) :) :) :) :)

22-Yeni çıkan Hayalin Yetmez, kitap Elizabeth’in kız kardeşi Eleanor’a yazdığı mektupla başlıyor… Mektubu ben Eleanor oldum ablamın yazdıklarını okudum gibiydi duyguyu çok güzel yansıtmışsın… Sen yazarken Elizabeth miydin Eleanor muydun?
Böyle düşünmene çok memnun oldum. Ben kesinlikle Elizabeth oldum, daha doğrusu o an kimin ağzından yazıyorsan genellikle o karaktere bürünüyorum. Özellikle sevdiğim bir kişiyse… Not; Doğal olarak erkek karakterleri yazmak daha zor, bunların arasında en çok zevk aldığım, (Beni çok güldürüyor ama ağzı çok bozuk) buna keza zorlandığım kişiyse tabii ki Tahir…

21-Leon’un Elizabeth’i gördüğü o anı o kadar güzel betimlemiştin. (Kelebeğin kozasından çıkma hali gibi) (Ben o sahneyi okurken hayal ettim. Hatta kitap kapağını görünce işte Leon’un Elizabeth’ i gördüğü an dedim.) Sen yazdığın sahneleri hayal ediyor musun?
Çok teşekkür ederim sevgili Çilek Kız :) Sanırım farkında olmadan bu sorunun cevabını verdim. Resmen gözümde canlanıyor ve ben de onları izleyip gördüklerimi yaşayarak yazıyorum.

22-Elizabeth’in ailesi Amişler. Amişler hakkında takipçilerime biraz bilgi verir misin? Ve neden Amişleri yazdın.   (Ben wattpad de okurken hemen Google Amişler yazmıştım. Onların gerçekten var olduğunu ve haklarında bilgileri edinmiştim.)
Başta da söyledim hatırlarsanız, ben ne bulursam okurum demiştim. :) Bilim dergileri, tıp dergileri (sanki hasta iyileştireceğim), moda, gezi, national geografi dergileri vb. de buna dahil. Bir de buna lüzumsuz bilgilere duyduğum garip merak eklenirse, içlerinden birinde Amişler hakkında bir makale görmüş ve kaşla göz arasında okumuştum. Yetmedi, doymadım… Bir kere ilgimi çekmişti sorgulamadım başladım okumaya, ha bu arada Aborjinleri de bana sorabilirsiniz :) (Kesinlikle haklarında yazmak için değil, deli bir merak işte) Aralarına girip yaşamayı düşünmüyorum ama ne hikmetse inciğine cıncığına kadar araştırmama da engel değildi. Google amca sağ olsun, çok lazım gibi günlerce Amişler hakkında ne bulduysam okudum durdum. Hani bulsam birkaç kitap kaçarı yok alıp bir de oradan devam edeceğim. Eehh tahmin edersiniz ilk yazmaya başladığım zamana denk geldi ve doğal olarak bir Amiş kızıyla yola koyuldum, gözümde hikâye canlanıverdi işte :)
İnşallah bir gün karşılıklı kahve içip aborjinleri konuşuruz seninle… Kendilerine azıcık bayılıyorum da…

23- Yazdıklarının beyaz camda ya da beyaz perdede okurlarınla buluşmasını hayalin var mı? (Bana göre İGAP harika bir sit com olur)
Kısmet, neden olmasın tabii isterim… Açıkçası, başta hikayelerimin kitap olması hayalim bile yoktu, teklif geldiğinde çok sevinmiştim. Şimdiyse bunları yazıyor olmak bile çok güzel. Bilmiyorum, yönetmenlerin takdiri, kafamın içindeki gibi canlanacaklarsa herkesin seyretmesini isterim ve çok mutlu olurum. Hayırlısı diyelim. :)


24- Türk karakterler mi yoksa yabancı karakterler yazmak mı daha kolay?
Kendi kültürünü yazmanın daha kolay ve doğal olduğunu, ilk iki hikayemden sonra Yüzü Olmayan Adam hikayesini yazarken anladım. Yabancılık çekmedim, çok daha akıcı ve bizden oldukları için zorlanmadığımı o zaman fark ettim. Tabi bu kişiye göre değişebilir, kendi hissettiğim bu yönde.

25-Amerika veya İngiltere’ye gittin mi? Eğer gitmediysen; hiç gidip görmediğin yerleri yazarken internetten mi kitaplardan mı araştırma yaparsın?
İkisine de gitmedim. Teknoloji ile aram pek iyi olmadığı halde iyi bir araştırmacıyımdır. Google Earth sağ olsun, hikayeye uygun kriterlerde yeri bulduktan sonra günlerce, saatler süren bir gezi yapıp sokak sokak okuduklarımla bağdaştırırım. Yazmadan önce ciddi anlamda uzun ve zahmetli süren bir çalışma diyebilirim. Mantık hataları olmaması için notlar alıyor, hesaplar yapıyor (saat farkı vb.)  ve yemeklerinden kültürel özelliklerine kadar orada yaşayan insanlar hakkında bilgi topluyorum. 

26-Blog takipçilerime ve okuyucularına son sözün nedir…
Hepsine canı gönülden çok teşekkür etmek istiyorum… Yazmaya başladığım ilk günden beri destek veren, yapıcı eleştirileriyle önümü görmemi sağlayan bütün dostlarıma, yanımda oldukları ve hikâyelerime gösterdikleri ilgiyle beni onurlandırdıkları için… Fanatik bir kitapsever olarak ortak bir zevki paylaştığım dostlarıma saygı duyuyorum ve onları gerçekten seviyorum. Hayatınıza ufacık bir esenlik kattıysam ne mutlu bana, sağlıcakla sevgiyle kalın… İyi ki varlar, hayatıma varlıklarıyla renk kattılar J


Sevgili Sinem İşler
Okuyucun bol, yolun açık olsun…
Sevgiler,
Çilek Kız Yasemin,

Seninle Tek Kelime Oyununa Hazır mısın?
(Yazdığım Kelimenin Karşısına Senin için İfade Ettiği Anlamı Tek Kelime ile Yazar mısın?)

IGAP Projesi (Bende IGAP’ım ama)   Macera dolu Amerika
Leon                       Sabır
Mektup                    Aşk
Piyaz                        Balık :)
Naime Sultan         “Anneannem,” bir Naime değil ama kesinlikle Perihan Sultan
Çilek                         Sesim geliyor mu? Bu isim tanıdık geldi :) :) :) Dostluk
Portre                       Mineselen
Okul                          Bebelerim
Yazmak                     Hayallerim
Amerika                   Ay bir an Tramp diyesim geldi, son dönemde Bush’dan sonra en çok onun adını duyar oldum :)
Elizabeth                  Saflık
Asena                                    Dişi Kurt
Aga                            Rüya :)
Çınar                         Aaaahhhh aahh
Engel                         İçimizde
Gelin                          İnanmak (Her şeyin çok güzel olacağına; Amin)
Amişler                     Organik




           




21 Kasım 2017 Salı

Aksesuar ve Soğutma Ürünleri Uğur Soğutma’da

                                                                                        

Bir derin dondurucuya sahip olduktan sonra, en basit işlemler için bile servis çağırmaktan sıkılmış olabilirsiniz. Sadece basit bir temizlik yapmak için dahi yetkili servislerin yardımına başvurma zorunluluğu, bir yerden sonra sıkıcı hale gelebiliyor. Yanlış anlamayın: Uğur Soğutma tarafından üretilmiş bir derin dondurucu kullanıyorum ve bugüne dek servis ile hiçbir sorun yaşamadım. Her zaman çağırdıktan en fazla birkaç saat sonra gelip, işlerini hızlı ve profesyonel bir şekilde tamamladılar. Ancak halen dezenfeksiyon ve genel temizlik gibi işlemleri kendim yapabilmek istiyorum.

Uğur Soğutma’nın yeni aksesuar ve soğutma ürünleri serisine bu nedenle bayıldım. “Uğur Pratik” adıyla satılan bu seri, hem derin dondurucular hem de buzdolapları için kullanabileceğiniz birbirinden faydalı ve kullanışlı ürünlerden oluşuyor. Derin dondurucunuzun ve diğer beyaz eşyalarınızın uzun ömürlü ve sağlıklı çalışmasını sağlayan Uğur Pratik serisi, beyaz eşyalarınızı en üst performans ile kullanmanız da olanak tanıyor. Ev ve ofis hayatını kolaylaştırmak için tasarlanmış Uğur Pratik serisi, sadece Uğur Soğutma markalı ürünler için değil: Diğer markaların derin dondurucu ve buzdolapları için de kullanılabiliyor. Derin dondurucu ve beyaz eşya modellerinin uzun ömürlü olmasını ve sağlıklı çalışmasını sağlayacak ürünlerden oluşan seri, günlük kullanımda karşılaşılan pek çok sorunun servis çağırmaya gerek kalmadan halledilebilmesini sağlıyor.

                                                                  
Hâlihazırda, Uğur Pratik serisinde kireç önleyici, sebil bardaklık, su sebili temizlik ve dezenfeksiyon, Uğur ikram seti, soğutucu ve dondurucu temizleyici, tel ve plastik sepet ürünleri yer alıyor. Bunların hepsi de kendi özel paketlerinde satılıyor ve nasıl kullanmanız gerektiği ya paket üzerinde, ya da paket içinde detaylı bir şekilde izah ediliyor. Uğur Pratik serisinde satışa sunulan ürünlerle, klima temizliğini dahi kendiniz yapabiliriniz. Hem ürünleri incelemek, hem de uygun fiyatlarla sipariş vermek için https://satis.ugur.com.tr/ adresini ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

1 Kasım 2017 Çarşamba

Kahvelerinizi alın Berrin Karapınar söyleşisine buyurun...

Merhaba;
Yeni bir söyleşi için hazır mısınız? Bugünkü söyleşimizin konuğu yazdığı aşklar ile kalpleri feth eden Berrin Karapınar.
Öncelikle Berrin Ablacığım söyleşi talebimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim... Sen sevgili okur kahveni eline al ve buram buram aşk kokacak bu söyleşiyi okumaya başla…

1- Öncelikle klasik Berrin Karapınar kimdir, sorumuzla başlayalım. Seni merak eden okuyucularına ve blog takipçilerime kendinden bahseder misin?

Merhabalar, 1961 İstanbul-Ortaköy doğumluyum ( Aslında yaşımdan bahsetmeyi sevmem. .)) (Gönül yaşım yirmiden yukarı çıkmıyor ) Baba toprağım Ordu-Ünye. Ortaköy’de çocukluk, gençlik, okul yıllarımı geçirdikten sonra çalışma hayatımda eşimle tanıştım. Tanışma o tanışma 35 yıldır evliyiz…  Binlerce kez söylemişimdir kitap okumayı çok severim, kitap okuma aşkı rahmetli babamın bana kazandırdığı en güzel alışkanlıktır. İki yetişkin çocuğum var, onların doğumu, bakımı, okul hayatların verdiği koşturma asla beni okumaktan alıkoymadı. Ayağımda sallar elimde ki kitabı birkaç satırda olsa okurdum. Büyüdüler, evlendiler kızım çok tatlı mı tatlı canımın içi yaramaz torumun Kerem’i bana hediye etti. Dünyam daha da şenlendi…

2- Berrin Karapınar’ın anneanne, anne, eş ve yazar olarak bir gününü bize anlatır mısın?
Eş olmak zordur, sorumluluk ister… Sabah eşimi işe uğurladıktan sonra, bilgisayarı açarım. Hikâyem yazmam için beni bekliyordur, biraz yazarım ortalığı toplarım, biraz yazarım bulaşıkları yıkarım, biraz yazarım günlük rutin işleri yaparım. Önceliğim işler değil yazmakdır. Yazım aralarında yaptığım işler kurgulama anlarımdır. Yorulduğumda ilk aklıma gelen torunum olur ya gider severim ya da birlikte dışarı çıkarız. Bir tam günümün özeti…
3- Biliyorum Berrin Karapınar iyi bir okuyucudur. Ama tek bir tarz mı okur ne bulsa okur mu?
Hoşuma giden her tür kitabı okurum, yeter ki konusu hoşuma gitsin. Yılların verdiği alışkanlıkla okumam fazlasıyla seridir.

4-Berrin Karapınar’ın başucu kitabı var mıdır?
Bronz Atlı ve devamı olan Tatyana ve Alexsander. Kaç kez okuduğumun sayısını unuttum.
Bende kütüphanemde onlar için yer hazırladım yeni baskıyı bekliyorum…

5-  Başucu kitabı dışında herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğü 3 kitabı söyler mi bize?
Buna ben karar veremem, hepimizin kitap zevki birbirinden farklıdır. Yeter ki okunsun da ne okunursa okunsun. Kitaplar dünyadır en basit kurgusu olan kitaplar bile hayal dünyamızı zenginleştirir. Kitap okumaya istediğimiz türden başlamalıyız, bir kez okumanın zevkini aldık mı okuma açlığı çekmeye başlarız. Biraz daha ağır kurgular, Dünya ve Türk klasiklerine sıra gelir. İlk baştan yazımları ağır gelse de onları okumanın da zevki bir başkadır.

6- Okumaktan asla sıkılmam dediğin en az 3 yazar var mı?

Tarryn Fısher’in yazım tarzını ve ilginç sonlarını severim, beni şaşırtabilen nadir yazarlardan biridir. Yazar ayrımı yapamıyorum konu hoşuma gitmeli.

7- Hayatta okumam dediğin tür veya yazar var mı?
Felsefe tarihi L Çok üzgünüm bu tarz kitapları sevenler çoktur Sofie’nin Dünyası bu türde okuduğum tek ve son kitap olmuştur.
Okuyamayıp yarım bırakmışımdır .))

8- Peki, Wattpad de yazıyorsun ama okuduğun kitapta var mı?
Buraya ne yazacağımı bilemedim. Açık konuşmam gerekirse esinlenme olmasın diye arkadaşların hikâyelerini okuyamıyorum. Kimseyi kırmak istemem… Birini okuyorum desem diğeri alınır.
Bu kadar muhabbet yeter… Şimdi en heyecanlı kısım başlıyor. Senin yazma tutkuna…
9- İlk ne zaman yazmaya başladın?  
Beş- altı yıl önce yazmaya başladım, ondan önce gençliğimde şiir denemelerim olmuştu. O zamanlar kayıt olayı olmadığından taşınırken yazdığım defteri kaybettim ve son oldu.

10-İlk yazdığın cümleler aklında mı? Onları bizimle paylaşır mısın?
Vakitsiz çalan telefonlardan hep korkmuştum ( CEYLİN-CENNETİN KAPISI)

11- Yazarken uyguladığın bir ritüel var mı?
Kahve ve sessizlik

12- Her yazdığı hikâyenin bir şarkısı var mı?  ( Bana göre  ‘3 Erkek 1 Kadın’ın şarkısı Sezen Aksu’dan Beni al onu alma)
Kurgu devam ettikçe mutlaka uyan bir şarkı oluyor. .))

13- Yazdıklarını ilk kim okudu ve yorumu ne oldu?  
 Emine isimli bir arkadaşım, onun çok desteğini gördüm. Bir zamanlar Frover amatör hikâye sayfası vardı. Dört beş yazarın kullandığı bir sayfaydı. Kurucusu Emine’ydi Ceylin’i yayınlamam için beni destekledi. O olmasaydı şu an kendim yazar kendim okurdum .))
İyi ki desteklemiş ve biz bu harika kalemle tanışmışız.

14- Kitabın raflarda okuyucu ile buluştuğunda neler hissettin?
Çok heyecanlandım, bambaşka bir duygu
15-İlk kitabın için gelen ilk yorumu hatırlıyor musun?
Değişik, ilginç ama kısa .))
Bir gün BENİ ÖZLE OLUR MU? Kitabımı baştan yazacağım.


16-Kitap sözleşmesi imzaladığın süreçte ya beğenilmezse, ya okuyucu kötü eleştirirse korkun oldu mu? Gece kâbuslar görüp uykundan uyandın mı?
Herkes beğenmek zorunda değil, zevkler ve renkler tartışılmaz. Yaşımdan dolayı olsa gerek en kötü eleştirinin bile olumlu yanlarını alırım. Tabi bu eleştiri saygı çerçevesi içinde yapılmışsa yoksa okumam bile.

17- Senin Wattpad de yazdığın kitaplarının hemen hemen hepsini okudum basılı olarak da Yüreğime Doğ… ( Ses serisinin ilk kitabı elimde ama henüz okuyamadım) Öncelikle Basılı eserinden başlayalım. Yüreğime Doğ nasıl döküldü kaleminden?
Bende nasıl olduğunu bilmiyorum buna inanın… Wordu açıyorum sözcükler peşi sıra kendini yazmaya başlıyor. Harfler sözlere, sözler kelimelere kelimeler cümlelere dönüşüyor. Yazarken ben ben değilim. Normal hayatımda mektup bile yazamam .))

18- Yüreğime Doğ Kuveytli Prens Omar ile Türk polisi Simay’ın hikâyesi… Arap dünyasında kadına verilen değeri öyle güzel işlemişsin ki ben acaba orada yaşadın mı diye düşünmeden edemedim? Gerçekten herhangi bir Arap ülkesinde yaşadın mı yoksa internetten araştırarak mı yazdın?
Omar prens değil çok zengin bir adamın oğlu, yani ailesinin prensi. Yaşamadım ama sıkı araştırma yaptım. Bilmediğim konularda asla ahkâm kesmem araştırırım. Kuveyt’ de yaşayan bir okuyucum da aynı soruyu sormuştu burada mı yaşıyorsunuz bire bir hayatlarını anlatmışsınız demişti. Okuyucuya doğru bilgi vermek önemlidir. Elimizin altında dünyanın tüm bilgilerine ulaşabileceğimiz internet var.

Omar benim kalbimin prensi yazarcığım .))

19- Mesela Omar ve Simay’ın nikâhı böyle bir şey gerçekten var mı? Sırf adamı beğendini belirtti diye nikâhları geçerli sayıldı.
Vekil tayin edilerek nikâh yapılabiliyor, tabi bu kurgunun getirdiği sıra dışı bir durum.

20- Hikâyedeki favori karakterin kimdi? Benim Favorim Kraliçeydi…
Yakışıklı ( siyah at)

21- Yüreğime Doğ’un devam kitabı Mehir 1 Lira wattpad de (Omar’ın kuzeni Henna ve Simay’ın polis arkadaşı Polat’ın hikâyesi). Evlilikleri ‘Yüreğime Doğ’da var. Henna’nın özgürlüğü anlatılıyor. Yazarken Henna’ya mı kızdın Polat’a mı? 
Karakterlerime kızmak çocuklarıma kızmak gibi…  Şartların gerektirdiği birlikteliklerinde ikisi de kendine göre haklı.

22- Hadi biraz empati yapalım. Sen Polat olsaydın böyle bir durumda ne yapardın? 
Daha beterini yapardım Polat iyi bir karakter. İstemediği evliliğe mecbur kaldı. Kesin ayrılırdım.

23-Şimdi sırada Nebi’nin hikâyesi GEL HAYALİM’de… Ne zaman yayınlamaya başlıyorsun? (Nebi Simay’ın ikiz kardeşi)
Şu an yazım aşamasında, kurguyu olgunlaştırmaya çalışıyorum.
Sevgili okur hikâye yayınlanmaya başladı hatta 8. Bölümde yayında…

24-Ateşte Açan Çiçek harika bir kurguydu sen yazarken neler hissettin…
İlk bölümleri yazarken o evde olanların duygularını hissetmeye çalışmak beni çok üzdü. Allah düşmanımın başına bile vermesin o türlü bir yaşamı.

25- Fırtınalı bir gece Reyyan ve Yavuz’un hikâyesi final yaptı. Ama tadı damağımızda kaldı özel bir bölüm gelir mi?
Hiçbir hikâyeme özel bölüm yazmayı düşünmedim. Dediğim gibi nasıl başladığımı bilmediğim bir kurgu beni bitir dediği anda bitiyor. Karakterler yazıldığı satırlarda yaşamaya devam ederken ben başka bir kurguda yeni karakterlerle yol alıyorum.

26-Yazdığın karakterlerden kopamadığını biliyorum. Hepsi bir sonraki hikâyende ufacıkta olsa yer alıyor… Yazdığın karakterleri evladın gibi gördüğünü onlardan kopamadığını düşünüyorum yanılıyor muyum?
Çok doğru…

27-Bir anneye en çok hangi çocuğunu seviyorsun demek gibi olacak ama en çok hangi karakterini yazmaktan keyif aldın?
İlk hikâyemin yeri bende çok farklıdır… Sonra Beni özle olur mu karakterleri, sonra takıntının, sonra, sonra, sonra… Hepsini yazarken çok keyif almışım .))

28- Yazdıklarının beyaz camda ya da beyaz perdede okurlarınla buluşmasını hayalin var mı?
Olmaz mı?
29-Blog takipçilerime ve okuyucularına son sözün nedir…
Bu güzel söyleşide ve hayallerimde benimle birlikte olduğunuz için çok teşekkür ederim.
Çilek kız Yasemin sorular zordu .)) ( ŞAKA) Sayende güzel anlar geçirdim, geçmişi hatırladım, karakterlerimi andım. Çok teşekkür ederim sevgiyle kal…
Okurlara son sözüm okuyun, okutun… SEVGİ VE SAYGILAR
Sevgili Berrin Karapınar
Okuyucun bol, yolun açık olsun…
Sevgiler,
Çilek Kız Yasemin,

Seninle Tek Kelime Oyununa Hazır mısın?
(Yazdığım Kelimenin Karşısına Senin için İfade Ettiği Anlamı Tek Kelime ile Yazar mısın?)

Kitap VAZGEÇİLMEZİM

Borkan VAVVV

Kadın GÜÇLÜ

Anneanne SEVGİ

Simay SERT

Kuveyt ZENGİN

Kral SOYLU

Çilek TATLI (Yani BEN)

Kraliçe ARABULUCU

Mehir DEVAM

Ayaz PİŞMAN

Elaşina ŞİRİN

Takıntı SEVGİ

Jack KUVVETLİ

Kaid KÖTÜ

Kaş MUHTEŞEM

Aşk HARİKA

Torun AŞK

Evlat CAN



           








23 Ekim 2017 Pazartesi

Kayıp Şehir Serisi - Selvi Atıcı




        
Kitap Adı         : Kayıp Şehir Serisi
Yazarı              : Selvi Atıcı 
Yayınevi          : Nemesis
Türü                : Roman
Puan                : Kimliksiz - 5 / 5 
     Pinokyo'nun Rüyası - 5/5 
     Gitme - 5/5 
     Kalbim Sende Kalmış - 5/5 

Merhaba,
Kayıp Şehir Serisi kitap yorumumla geldim. Selvi Atıcı merak ettiğim, okumak istediğim arkadaşlarım tarafından çok övülen bir yazardı. Ama ben çok övülen kitap ya da yazar okuyamıyorum. Çünkü; beklentim yüksek olur ve büyük ihtimalle beğenmem korkusu vardı. Ama bir yandan da merak ağır basıyordu. Derken Selvi Atıcı’nın ‘Pinokyo’nun Rüyası’ kitabını geçen yıl sevgili Nurcan’dan (@dortgozkedikiz namı diğer)  bana yeni yıl hediyesi olarak geldi. Ama okumak için beklettim. Derken kitabın serinin ikinci kitabı olduğunu öğrenince seriyi tamamlama derdine düştüm. Okuoku’nun yaptığı kampanya ile yazarın tüm kitapları aldım. Ve Ekim ayı okuma programımı kayıp şehir serisi ile başlattım. Kesinlikle Selvi Atıcı’yı okumak için geç kalmışım. Kalemine, anlatım diline bayıldım. Hikâyeleri, kurguları muhteşem… 4 kitap bir solukta bitti. Ertesi sabah işe gideceğimi bile bile uyumadım kitabı okudum. Merak, heyecan beni sardı. Efendim birtutamçilek’ten naçizane tavsiye siz de bu kalemle tanışın. Eğer seri ile başlamak istemezseniz YARASA tek kitap onunla başlayabilirsiniz. Şimdiden keyifli okumalar. Bu arada tavsiyem ile alıp okursanız lütfen yorumlarınızı benimle paylaşın…

Not: Yayınevi edisyon konusunda biraz daha özen lütfen. Bu kalem özeni hak ediyor.

Sevgiler,


Kimliksiz

Deryal Yiğit, 14 yaşında onları çalıştırıp paralarına el koyan adamı ölüdürüp hapse girdiğinde bir kimliği olmuştur. O yüzden lakabı Kimliksiz. Biraz şans ve bolca çalışkanlıkla Kayıp Şehir adında bir gece kulübü ve lojistik firma sahibi (Tırları ve yük gemileri vardır). Karanlık işlerden ve adamlardan uzak durmak için elinden geleni yapar.

Bir gün kulübünde bir adam tarafından taciz edilen Burcu’yu görene kadar aşkın ne olduğunu bilmiyordur. Burcu, kim ve neden Deryal’in peşinde.

Peki ya Deryal’i arayan kimliği meçhul adam kim?
Birde Âdem ve Şirin var ki… Deryal’in ortağı Âdem ile organizasyon sorumlusu Şirin efsane bir çift…



Pinokyo'nun Rüyası

Başarılı, yakışıklı, yardımsever, çalışkan cerrah Ömer ile güzel, zeki, bahtsız Gazel’in hikâyesi.
Yoğun bir günden sonra eve gidip uyumayı planlayan Ömer İstanbul trafiğinden ara sokaklara girip kaçmaya çalışırken aracının tavanına düşen Gazel ile hayatı değişir.

Önce Gazel’i iyileştirir ardından da kalbinin kapılarını sonuna kadar açar.
Gazel’in o aracın tepesinde ne işi vardır? İntihar mı etmiştir yoksa atılmış mıdır? Gazel’in hayatındaki sırları öğrenmek için Ömer çok uğraşacak. Peki, ya Ömer’in hayatındaki sırlar…


Gitme

Deryal Yiğit’in oğlu Tunç Mirza ve Adanalı köklü bir ailenin kızı Hayat…

9 yaşında çok sevdiği babasını kaybetme korkusu yaşayan Tunç Mirza bir daha kimseyi bu kadar çok sevmeyeceğine dair yemin eder.

Hayat, platonik âşık olduğu Mirza’yı adım adım izler. Ama Mirza onu bir kez bile görmemiştir.
Bir akşam ev arkadaşı yeni sevgilisi ile tanıştırmak için onu zorla dışarı çıkarır. Erdem bir arkadaşının da orada olacağını söyler. Hayat gittikleri kulüpte Erdem’in arkadaşının Mirza olduğunu görünce sakarlıkları ile kendini rezil ettiğini düşünür. O gece gereğinden fazla içen Mirza ise bu sakarlıklarla çok eğlenir. Hayat’ı alıp evine götürür sarhoş kafa ile birlikte olurlar.

Sabah uyandığında gece yaşananlar bir puzzelın parçalarıdır. Birleştirmek zordur. Sarhoşluğun yarattığı baş ağrısı ve çalan kapı… Kapının ardında kim var. Peki, gelen kişi Mirza ve Hayat’a neler yaşatacak. Bundan sonra hiçbir şey Hayat için iyi olmayacak…

Peki ya Mirza Hayat’ı kazanmak için neler yapacak?



Kalbim Sende Kalmış

Âdem ve Şirin’in oğlu Ali ile Ömer ve Gazel’in kızı Arya’nın Aşkı…

Âdem’in kendi gibi yakışıklı, şımarık ve ukala oğlu kendisine ortaokul sıralarında emanet edilen Arya’ya âşıktır ama aşkını itiraf etmek için onun üniversiteyi bitirmesini bekler. 

Ali ve Arya’nın birbirine olan aşklarını herkes biliyordur ama onlar hep aşklarının tek taraflı olduğunu düşünür.

Arya bir gün ani bir kararla Üniversite okumaya Amerika’ya gider.  Tam sekiz yıl. Bir anda neden böyle bir karar vermiştir. Peki, dönüşte ona eşlik eden Daniel kimdir.

Aşkları küle dönmüş müdür yoksa ilk günkü gibi alev alev midir?  

Heyecanın bir saniye eksilmediği bu kitapları okuyun derim.


Gri olan hayata inat pembe okuyoruz…