9 Temmuz 2016 Cumartesi

Asuman Börklüce ile söyleşi....





Sevgili Asuman, adaş ya da iznin olursa sana Asu demek istiyorum…  Senin yeni ama sıkı bir okuyucun olarak merhaba diyorum… Bu söyleşiyi kabul ettiğin çok teşekkür ederim…

Ben bu söyleşiyi yapalı çok uzun zaman oldu ama yayınlamak bugün kısmetmiş ... Bu arada Sevgili Asuman'ın tüm hikayelerini keyifle okudum eminim sizlerde keyifle okursunuz ... Şu an "Korkutan Miras'ı" okuyorum.... 

1- Asu kimdir önce seni tanıyalım…

Asu, 1968 İstanbul doğumlu.
Üniversite dâhil tüm eğitimimi de İstanbul’da tamamladım. Üniversitede okurken çalışmaya başladım. Sonra da bunun kaymağını yedim ve yaş-yıl vurdu diyenlere nazaran daha az bir süre ile erken emekli oldum.
Evli, mutlu, çocuksuzum. Üstelik kocamla aynı gün doğacak kadar da şanslıyım. O benden yedi sene önce doğmuş ama önemli değil.
2011 yılında 28 Şubat günü 26 yıl çalıştığım bankamdan emekli oldum, 7 Mart da Fethiye’ye, bir köye yerleştim.  İstanbul’dan nasıl bıktığımı sanırım herkes anlamıştır. Köy hayatı güzel de bilindik köyleri düşünmeyin, gerçekten modern bir yer.
2008 yılında, 20 yıl kadar ara verdiğim yazma merakıma geri döndüm. Çalışırken daha düzenli ve verimli olduğumu da belirtmeliyim. Emeklilik biraz rahat yaşamak demek. Yazmayı da eskisi kadar düzenli yapamıyorum. Bunda evde olup da her an konuşan, kahve, yemek isteyen, okuduğu bir şeyi bana da okuyan eşimin hiççç etkisi yok… sanırım yok… yani bence yok… neyse işte, takılmıyorum bunlara, ben iki arada bir derede yazıyorum.
Geçen yaz başı, balkonumu yuva edindiğini sandığım, onun da beni aşçı olarak gördüğünü zamanla anladığım bir kedi peydah oldu. İki ay kadar sonra üç yavrusunu da alıp geldi. Yavrularını sütten kestikten sonra tasını tarağını topladı gitti. O üç yavrudan biri, 5 Nisan günü üç güzel yavru doğurdu. Anlaşılacağı üzere kediler beni sahiplendi.
Merak eden olursa diye de ekleyeyim, İstanbul’u hiç özlemedim. Özlersem turist olarak gideceğim.





2- Her hikâyen ayrı bir lezzet, ayrı bir tat bayıldım… Tek bölümlüklerine bayıldım ama Yakışıklı benim için efsane bir kitap

Teşekkür ederim… Soruyu mu unuttun? Ben mi anlamadım. :)))

Âşık desen değilim sanırım heyecandan oldu… Sorumu soruyorum yazdıkların içinde en özeli hangisi senin için

Çok zor ayırmak derler ya, kesinlikle çok zor. 

İlk GÖZ AĞIRIM, Oyun

En KOLAY yazdığım, Alize & Poyraz

En ZOR yazdığım, Korkutan Miras

İSTEK üzerine yazdığım, Buzdaki Ateş

ZORLADIKLARI için yazdığım, Doğru Erkek Nasıl Bulunur (Liste adlı tek bölümlük bir hikâye yazdım. İlla uzun yap bunu dediler. Yaptım ve bir yemin ettim dönemem... Bir daha asla kısa yazdığım hikâyeyi uzatmayacağım)


3-Yakışıklı, Ece ve Toprak‘ın müthiş aşk hikâyesi, Ece’nin toprağına, bağlarına, atlarına aşkı müthiş bir kurgu… Bu muhteşem hikâyeyi nasıl yazmaya karar verdin.

Ne kadar modern olsa da bir köyde yaşıyorum. Tüm çevrem portakal ağaçları ile kaplı. Bahçemizde tavuklar, hindiler, kediler köpekler, yakın bahçelerde koyunlar falan var. Traktör sesi eksilmiyor. Her sabah tavukların yumurtlama çabalarını dinleyerek güne başlıyorsunuz… Horozların sadece sabah değil gecenin ikisinde üçünde de öttüğünü öğreniyorsunuz. Civcivlere kargalar, tavuklara şahinler saldırıyor. Bazen sansar da geliyor. Baykuş, komşunun tuvalet camını mesken tuttu.
Böyle bir ortamda, plaza hikâyesi yazmak güç
Bir geziden; bağ ve şaraplar, ortamdan; köy, çiftlik, TJK TV den; dört ayaklı güzellikleri izlemek, macera-polisiye kitapları okumak derken Yakışıklının kurgusu çıktı.  
Salt aşk hikâyesi yazmayı sevmiyorum. Sanırım Oyun ve Dostlar Apartmanı hariç uzun hikâyelerde sadece aşk olan yok. Belki biraz Doğru Erkek Nasıl Bulunur’u da katabilirim ama o daha çok komedi denemesi gibiydi.

4-Yakışıklı’yı okuduğumda acaba Denizli ’li mi dedim… Sonra Üç Nikâh, Üç Boşanma acaba Kaş’ta mı yaşadı… Tabi diğer hikâyelerin Fethiye, Foça, İstanbul… Anlaşılan gezmeyi seviyorsun ama Nerelisin? Nerelerde yaşadın…

İlk soruda da belirttim, aslen İstanbulluyum, şimdi Fethiye’de yaşıyorum. Burnumun dibinde ama hala Denizli’yi görmedim. Yazdığım köy, gerçekten Denizli Köyü ama adı farklı. İnternet sayesinde her şeyi görmek, bilmek mümkün, Tüm örf ve adetlerini yine internetten görüp hikâyeye işledim.
Foça-Kaş ve hatta sayamayacağım kadar çok şehrimizi çeşitli gezilerle gördüm.

5-At yarışı sevip bir dönemi ganyan bayinde kupon doldurmuş benim bile bilmediğim terimler vardı. Bu bilgiler nereden geldi…

Sırf keyif için TJK TV izliyorum. Atların çalışma görüntülerinden, hara mezatlarına kadar her şeyi izlemeye çabalıyorum. Muhteşemler. Satış ve yetiştirme bilgilerinin çoğu oradan. Ama her hikâyemde bir şey anlatıyorsam önce kendim öğreniyorum.
Yakışıklı’yı ilk yayınladığım günlerde bağcılıkla uğraşan bir okurum, benim bağlarımın nerede olduğunu sormuştu. Üzümü tezgâhta, şarabı şişede görenlerdenim. Sadece yazmak istediğimi öğrenmeden yazmam.

6-Emekli bankacısın ama topraktan da (Ece’nin, Toprak’ı değil ama) anlıyorsun, yoksa sen bir dönem bu işlerle de uğraştın mı?

İstanbul’da yaşarken ilk iki evimiz bahçeliydi. Hatta evlendiğimde bahçesi olmayan bir eve taşındım ve evin içini bahçeye çevirip onlarca çiçek aldım. Arada çiçeklerime misafirliğe gidiyordum… Zamanla akıllandım ve saksıları hediye etmeye başladım. Oksijen arttı evde.

7-Senin yazdıklarını okuyunca sende müthiş bir polisiye yeteneği görüyorum… Polisiye yazsan keyifle okusak

Cinayet planlarımı ve kimyasallarla ilgili yaptığım araştırmaları biri bilgisayarımda bulur da beni cinayete teşebbüsten içeri atarsa şaşırmayın.
Polisiye, internet okurunun çok yakın olduğu bir tarz değil. İçinde illa aşk olacak. Her polisiyede ilgi çekecek yoğunlukta aşk yazmak çok da mümkün değil. Yine de kenara attığım kurgularım yazılmayı bekliyor.
Tam anlamı ile polisiye sayılmasa da macera tarzı yazmayı seviyorum ve kendimi o konuda daha başarılı buluyorum.


8-İyi bir yazarsın eminim iyi bir okuyucusundur da. Ama Wattpad okumalarını demiyorum.  Neler okursun, belli bir tarzın var mı yoksa ne bulsam okurum mu?


Çok üzgünüm… Wattpad okumuyorum.  Sadece iki arkadaşımın hikâyelerini okuyorum. Önceden tanıdığım arkadaşlarımın çoğu hikâyesini wattpad öncesinde okuduğum için gönlüm rahat. Wattpad, daha geniş kitlelere ulaşmak için güzel bir site. Ama denetimsizliği beni biraz rahatsız ediyor.

Elimin altında okunacak bir şey yoksa ki bu neredeyse mucizevi bir olaydır, deterjan kutusunun üstündekileri bile defalarca okuyabilirim. Yine de bir tarzım var. Macera, polisiye, tarihi kitapları severim. Tarzı yavaş, konuları çok detaylandıran ama bana yeni bir şey vermeyen kalemleri bir kere okuduktan sonra takip etmem.
Okumadan geçen günüm yok sanırım. Üç sayfa da olsa illa her gün okurum. Okuma konusunda en büyük kusurumu da yazayım. Şiir okuyamam. Sanırım kıskanıyorum şiir yazanları. Ben bir derdimi yarım sayfada anlatırken, onlar nasıl tek satırda anlatıyor? Bak yine sinirlendim…

9-Kitaplarını okumaktan en keyif aldığın yazarlar kimlerdir?

James Patterson ve Dan Brown, ne yazsa okurum.
Nora Roberts’ın özellikle polisiye, macera türlerini büyük keyifle okuyorum. Kendisi aşk hikâyeleri de yazıyor, fena değil ama polisiyede bence daha başarılı.
Robert Ludlum… Bu adam bir harikaymış… Keşke yaşasaydı da daha çok kitap yazsaydı. 30 yıl önce yazılmış bir kitabını okurken bugüne aitmiş gibi okuduğumu fark ediyorum. Seçtiği kelimeler zaman kavramı yaratmadığı için ‘ zaman bu da yokmuş’ falan demiyor insan.

Bir kıskançlığımı daha yazayım. Dan Brown’un 600 sayfa yazıp sadece 10-12 saatlik bir dilimi anlatmasına deli oluyorum.


10- Kendi adıma elektronik ortamda kitap okuyamazdım… E kitap, wattpad gibi... Wattpad’e yazarken istediğin okuyucu kitlesine ulaşamamaktan korktun mu?

Her hikâyenin bir okuyucusu olur. Abartmıyorum, tanıyanlar bilir, bir tane bile okuyucu olsa o hikâye paylaşılır. Ben paylaşırım. ‘Yorum yoksa yeni bölüm yok’ demem. ‘Bu hikâye istediğim gibi ilgi görmedi, bırakayım’ demem. O yüzden zamanla benim okuyucum oluşur, bilirim. Daha fazla olabilir mi? Elbette. Biraz reklamla neler olmaz.




11- Birazda senin yazma tutkuna geçelim, ne zamandır yazıyorsun… Ve bu harika kalem wattpad’de kalmamalı bence umarım kitap olur hepsi…  

Ortaokul yıllarımda yazmaya başladım. Çok mu klişe? Ama öyle üzgünüm.
Ortaokulda çok iyi bir Türkçe öğretmenim vardı. Kompozisyon dersleri için konu verir, ben de o konuyu hikâye olarak işler, üç beş sayfalık minik hikâyeler yazardım.
Lise yıllarında daha uzun hikâyeler yazdım. Bir deftere, kalemle… Defter kayıp. Sonra üniversite ve iş hayatı girdi, yazmak aklıma bile gelmedi.
2008 yılında nasıl oldu bilmem bir hikâye sitesi buldum. Hikâyeleri okumaya başladım. Üç dört hikâyeden sonra konuların birbirinin kopyası, kurgunun en önemli noktasının kıskançlık ve geçmişten gelen eski sevgili olduğunu gördüm. Ben de yazayım, biraz farklı olsun diye başladım. Hatta başlamadım. Oyun isimli hikâyemi yazdım, başka da yazmayacaktım. Baktım Dostlar Apartmanı’nı yazmışım. Şimdi tek bölümlüklerim ile birlikte 30 hikâyem oldu. Aklımdakileri yazarsam, yazabilirsem, 40-50 gidecek diye umuyorum.
Sanırım belli yaşlara hitap eden, belli kitleye hitap eden bir şeyler yazmak hiç benim tarzım olmadı. Ben, okumaktan zevk alacağım şeyler yazmak istedim. Kendimi kısıtlamadım, denemekten çekinmedim. Gri-Beyaz Aşk farklıdır, Ben Kim Miyim, Boş Ver, farklıdır. Bir erkeğin hikâyesi olan Eski Karım, Yeni Aşkım bence yine farklıdır. Farklı olmalı. Çünkü ben yazarken sıkılırsam okuyucu haydi haydi sıkılır.

Kitap… Belki bir gün… Şu an değil. Kütüphanelerde okunmayan onlarca kitabın yanında durması mı, interaktif olarak okunduğunu takip etmek ve okuyucu ile beyin jimnastiği yapmak mı? Ben ikincisinden daha çok zevk alıyorum. Bir gün, adımı raflarda görmek istediğimde ya da güzel bir teklif geldiğinde neden olmasın… Acelem yok.



12-Şarap sevmem normalde ama Ece’nin şaraplarından su gibi içmek istedim…

Ece, çok özel bir karakterdi. Güçlü kadın hikâyeleri yazmayı seviyorum. Çünkü güçlü olduğumuzu biliyorum, bastırmaktansa ortaya sermek lazım gücümüzü.
Ece ile birlikte ürettik üzümleri. Beraber kurduk fabrikayı. Artan her anında bağların arasında birlikte dolaştık. O  yüzden üretilen şaraplara hepimizin elinden sevgi geçti. İşte sırf bu nedenle su gibi içebilirsin o şarapları.



13- 37 yaşında bekâr bir kadın olarak hikâyelerindeki karakterler yüzünden çıtayı yükselttim, evde kalmaya devam edeceğim sanırım, Toprak’tan bir tane kendime istiyorum…


Toprak… Ne güzel bir karakterdi. O kadar keyifle yazdım ki, okuyucuya da aynı keyif geçti. Ben tüm hikâyelerimi ve kahramanlarını severim ama bazılarını biraz daha fazla severim.

Ece ve Toprak… Toprağın Ecesi… O çiftlikten kopamadığım için bir kısa hikâye yazdım. Aşk Kendiliğinden Gelir… Bir tane daha var aklımda… Yine gideceğiz çiftliğe. Yine göreceğiz güzel âşıklarımızı…

Ondan bir tane bile olduğunu sanmıyorum ama tüm arayanlara kolay gelsin diyorum.



14-Yazmak isteyenlere ne tavsiye edersin…


Çok okumalarını.
Okumadan yazılamıyor. Kütüphanemde bine yakın kitap var. E-kitaplarım da azımsanmaz. Kelime haznemizin genişlemesi, cümlelerimizin yapısının ve anlamlarının gelişmesi için okumak çok önemli.
Herkes yazıyor, ben de yazayım, demeyecekler. Gerçekten yazmak istedikleri bir hikayeleri varsa onu iyi kurgulayacaklar.
Okuyucuya asla saygısızlık edecek bir hikaye yazmayacaklar. Özellikle polisiye tarzı hikayelerin kuralları aşk hikayelerinden sıkı. Gerekirse o kuralları tekrar tekrar okuyacaklar.
Kesinlikle bir hikâye yazıyorlarsa finalini yazacaklar. Okuyucu o finali hak ediyor. İyi ya da kötü, saçma ya da çok güzel fark etmez. Bir final yazılmadan kenara atılan her hikâye öksüz ve yetim…

Biraz da kendi yazma tarzımı anlatayım. Belki fikir olarak bir kenarda durur.

Her uzun yazılacak hikâye için üç ayrı sayfa açarım.

Önce kurgumu yazarım. Hikayem nerede başlayacak, nerede bitecek, arada neler olacak. Aklıma her geleni eklerim. Onlarca madde olur. Hepsini kullanmam şart değil. Sadece onları kullanmam da şart değil ama unutmamak ve gerektiğinde dönüp şunu yazdım ama işe yaramadı diyebilmek için bile bu sayfa önemli.

İkinci sayfada karakterleri yazıyorum. Ad-Soy ad, yaş, eğitim, tip, iş, karakter, hobiler varsa fobiler gibi karaktere uygun gördüğüm her şeyi yazarım. Bunların esas ya da yan karakter olmasının bir önemi yok. Bu liste elinizin altında hazır olmazsa karakteriniz bir bölümde 35 diğerinde 36 bir sonrakinde 37 yaşında, ela ya da yeşil gözlü olabilir. İnsanız, unuturuz. Yazmak iyidir.

İlk ikisini yazdıktan sonra üçüncü sayfaya bunları, hikâye halinde yazmak kolay. Biraz vakit, biraz hayal gücü ve tabii sağlık gerekli.
Bitti dediğim an aslında benim için hikayenin yazılması yeni başlıyordur. Defalarca kez okur, hata yakalamaya çalışırım. Bunu mümkünse başka biri yapsın. İnsan kendi hatasını göremeyebiliyor.
İçime sindiği an hikaye okuyucuya sunulacak hale gelmiş demektir.

15-Okuyucularına ve Blog takipçilerime son olarak ne söylemek istersin…


Okuyucular… Gerçekten velinimetimiz. Hepsine, okumaya değer bulup, vakitlerinden ayırdıkları için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Blog okurlarını da hikayelerimizi okumaya davet ediyorum.

Çok keyifli sorulardı. Yanıtların da okuyuculara keyif vermesini dilerim. Teşekkürlerim ve sevgilerimle adaşım… (Göbek adım Yasemin)


1 yorum:

  1. Çok güEl bir röportajdı. Wattpad de tüm kitaplarını severek ve büyük bir beğeniyle okuduğum nadir yazarlardan. Gerçekten bütün kitapları defalarca okunsa bile sıkılınmayacak tarzlarda..😊

    YanıtlaSil