1 Eylül 2017 Cuma

Özge Erkin ile hoş bir söyleşiye buyrun...

Merhaba,
Bugün sizlere bayram tatlısı niyetine kaleminden Aşk damlayan kadın Özge Erkin ile keyifli bir sohbet ikram ediyorum... Bayramınız mübarek olsun Allah tekrarını nasip etsin...



Sevgili Özge Erkin öncelikle söyleşi talebimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim... Umarım az gözyaşı dökülen bir söyleşi olur…

Herkese gönül dolusu sevgiler. Asıl ben teşekkür ederim. Gözyaşlarımızla değil gülüşlerimizle dolsun satırlar.


1- Blog takipçilerim ve seni yeni keşfedecekler için Özge Erkin kimdir anlatır mısın?  

Özge Erkin 34 yaşında , kocasına ilk görüşte aşık olmuş ve bu aşkı hala taze tutan, bir kız çocuğu sahibi, biraz polyanna karakterli bir kadın. Tüm yaşamını olumlu düşünme üzerine kurmuş, karamsarlığı hep düşüncelerinden uzak tutmaya çalışmış ve mümkün olduğunca ön yargılarını törpüleyen biri.  



2- Özge Erkin iyi bir okuyucu mudur? Belli bir tarzı mı vardır ne bulsa okur mu?

Kesinlikle iyi bir okuyucu olduğumu söyleyebilirim. Ne bulsa okurlardan değilim ama. İki türü asla okumam. Bunlardan biri siyasi kitaplar diğeri de kişisel gelişim kitapları. Siyasetin ufacık bir parçasından bile hiç haz etmiyorum. Bu yüzden de okumamayı tercih ediyorum. Kişisel gelişim kitaplarını ise zamanında çok okuduğum için artık tat alamadığımı düşünerek elime almıyorum. Sadece bir iki üstad var ki onlardan vazgeçemem.



3- Herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğü 3 kitabı söyler mi bize?

Paulo Choelho – Piedra ırmağının kenarında oturdum ağladım.
Irvıne Yalom- Nietzsche Ağladığında
Og Mandino- Dünyanın en büyük sırrı.




4- Hani Yıldız Tilbe fanları vardır boş albüm çıkarsa alırız diyen. Senin de boş sayfalı kitap çıkarsa alırım dediğin 3 yazar var mı?

Bunların başında Paulo Coelho geliyor. Ne yazarsa yazsın okurum. Hatta bazen okumaya kıyamam zamanı gelinceye kadar bekletirim.

Bir diğeri Diana Gabaldon. Yabancı serisi benim hayallerimi süsleyen bir seriydi. Hem tarihi hem de fantastik küçük kırıntıları içinde barındırması nadir bulunan bir çiçek gibi.

Sonuncusu da kesinlikle Og mandino- Asla okumam dediğim kişisel gelişim kitapları yazan dünyanın en büyük konferans konuşmacılarından biridir kendisi. Onu okuduktan sonra zaten hiçbir kişisel gelişim kitabı beni tatmin etmedi. Üstadlardan biridir.



5- Gelelim son dönemlerin kanayan yarası wattpad’e… Aslında çok başarılı bir platform ve çok güzel kalemlerle tanıştık. Ergenlerin yazdığı ensest ve tecavüz hikâyeleri ile alakalı senin de fikirlerini alabilir miyim?

Eğer pozitif yönde kullanılırsa kesinlikle son dönemin en iyi uygulaması Wattpad. Bir çok mecrada olduğu gibi burada da amacı dışında kullanım söz konusu. 

Gözlemlediğimde; bu tarz hikayeleri yazan çocukların, altını çiziyorum ÇOCUKLARIN sosyal yaşantılarında bazı sorunları olduğunu düşünüyorum. İlgisiz bir ortamda büyüme, önemsenmeme, belki de tacize uğrama…vs. Derinlere inildiğinde altında bu ve buna benzer sorunlar olduğunu düşünüyorum. Okuyan kesim için de aynı durum söz konusu bence. Yaşları düşünüldüğünde yasak olana duydukları dayanılmaz bir istek söz konusu. İletişim çağında her türlü bilgiye- kirli ya da temiz- ulaşmaları çok kolay. Ama bu gibi platformların yine de belli bir otokontrol sisteminin olması gerektiğini de düşünüyorum. Bu bıçak gibi önüne geçilecek, kesilip atılacak bir durum değil ne yazık ki.



6- Peki, Wattpad de kitap okumayı seviyor musun? Wattpad de okuyup bizlere önerebileceğin hikâye var mı?

Wattpadde takip ettiğim birkaç hikaye var. Onun dışında ne yazık ki çok aktif bir iş hayatım olduğu için sürekli takip edemiyorum. Kendi kurgularıma gelen yorumlara bile cevap verecek zamanım olmuyor. Buradan yine özür dileyeyim hepsinden.


7- İşte söyleşinin en heyecanlı kısmı, gelelim senin yazma tutkuna… İlk ne zaman yazmaya başladın?   

Bu bir ateş gibiydi sanırım.  Ortaokulda çok sevdiğim bir Türkçe öğretmenim vardı. Açık fikirli sınırları yıkan ama bu sınırları yıkarken de doğru yolları gösteren tam bir yol göstericiydi. Benden bir kompozisyon yazmamı istemişti ve ben o zaman Atatürk ile ilgili bir yazı yazmıştım. Yarışmaya göndermiş ve ben birincilik aldım. O gün bana eğer bu yazıyı gerçekten sen yazdıysan yazmayı asla bırakma demişti. Ve ben hiç bırakmadım. Ama roman yazmaya ne zaman başladın dersen kızıma hamileyken zor bir hamilelik geçiriyordum. Dışarı çıkıp kitap alamıyorum. Can sıkıntısından neden ben yazmıyorum ki dedim ve o gün “Ebedi Yansıma’yı” yazmaya başladım


8- Yazarken uyguladığın bir ritüel var mı? Mesela sessiz ortam ya da bangır bangır müzik dinleyerek…

Bangır bangır müzik dinlerken, hatta söylerken… Müzik beni dış dünyadan kopararak kurgumun içine daha kolay haps olmamı sağlıyor. Bu sebeple de kurgularımın kendilerine has çalma listeleri oluyor. Mesela Kılıc’ı ney ve kanun taksimiyle yazmıştım. Ama bir başka kurgu da epik enstrümantel müzikler dinleyebiliyorum.  Ruh halime göre...


9- Bir kurgu oluşturdun bunu önce kâğıda mı dökersin, dostlarınla mı paylaşırsın?

Ben kurgularımın tamamında ilk önce karakterlerimi oluştururum. Baş karakterler kimler, kişisel özellikleri neler, fiziki özellikleri neler, dünya görüşleri ne… vs. Sonrasında da muhakkak bir slogan cümlem olur. Ve kurguyu tüm bu temellerin üzerinde akışına bırakırım.



10- Masum Koza İlk kitabın raflarda okuyucu ile buluştuğunda neler hissettin?

 Bu garip bir his bir yandan gururlusun bir yandan da huzursuz. Eline alıp ilk sayfaları karıştırdığın anda bir sürü hata bulursun. Hep keşke şunu da ekleseydim, keşke şurasını farklı yazsaydım dersin. Bence bir yazarı  geliştirecek en önemli durum bu; Kendisini hep eksik hissetmesi. Benim hissettiğim ve her yeni basılan kitabı elime aldığımda tekrar eden durum bu.



11- İlk kitabın için gelen ilk yorumu hatırlıyor musun?

Hatırlıyorum. Kitabın ilk 7-8 bölümünde klişe bir kurgu olduğunu düşündüğünü ama o malum gerçeğin ortaya çıktığı bölümde şok olduğunu ve devamını bir solukta okuduğunu yazmıştı. Çok mutlu olmuştum.



12- Kitap sözleşmesi imzaladığın süreçte ya beğenilmezse, ya okuyucu kötü eleştirirse korkun oldu mu? Gece kâbuslar görüp uykundan uyandın mı?

Kötü eleştiri konusunda hiçbir zaman korkum olmadı. Hâlâ da yok. Eleştiri insanı besleyen ve güçlendiren bir durumdur. Eğer kendi kendine küser, beni beğenmiyorlar derseniz o zaman ne için yazdığınızı sorgulamanız lazım. Tam tersi eleştirinin özüne inip bunu pozitif bir enerjiye nasıl dönüştüreceğinizi bulmalısınız.  


13- Efendim “Racon” serisini okuyacaklar ben size sıralamasını yapayım ona göre okuyun. 1-Wattpad’de Usta, 2-Basılı Destan, 3-Basılı Masum Koza, 4-Wattpad Kutsal, 5-Wattpad Destan Kılıç… Ve gelelim soruma Racon serisinin tamamını basılı olarak okuyabilecek miyiz?

Racon serisi benim planlamamın dışında gelişen bir seri. Yazdıkça sevildi, yan karakterlerin hikayelerini merak etti okur. Bazen de ben bir karakter yarattım zihnimde ve onu racon serisinin içine yerleştirdim. Tıpkı USTA gibi.  Bir gün hepsi basılır mı? Neden olmasın ben çok isterim tüm o güzel seven adamları ve güçlü kadınları yan yana rafımda görmeyi.



14- Uzun zaman sonra Güçlü kadınlar ve güçlü adamlar okudum… Güçlü kadınları yazarken ne hissettin?

Kadınların yaradılışlarından itibaren güçlü olduğuna inanıyorum ben. Ama toplum yaptırımları, gelenekler , baskıcı ya da istilacı eşler, babalar, hatta hemcinsler kadının içindeki gücü pasifize ediyor. Benim görmek istediğim kadınlar içindeki gücün farkında olan ve dünyaya kafa tutabilecek kadınlar. Bizler doğum yapıyoruz. Doğurmadan annelik yapabiliyoruz. Güçlü olamama ihtimalimiz yok.


15- Usta ve Çelik prenses… Okurken hüngür hüngür ağladım. (Aslında hepsinde ağladım ama en çok KARAEFE’de) Dilem’in ilaç alerjisi bende de olduğu için okurken çok etkilendim. Yazarken çok araştırır mısın? Kaynakların kişiler mi, internet mi?

Benim de ilaç alerjim var ne yazık ki. Yazarken de okurken de araştırırım. En ufak bir yenilik bile beni hemen araştırmaya sevk eder. Mesela ebedi yansıma da geçen bütün yer isimleri, parklar, bulvarlar hepsi gerçekte var olan yerler. İnternetten didik didik araştırarak yazdım. Sınırsız ol da bir bitki ismi geçer, ama hikaye Norveç'te dir. O bitki orada yetişir mi diye muhakkak araştırırım. Usta’da  mesela tespih ile ilgili bilgi topladım, belgeseller izledim. Ama bazı özel şeyler araştırma sonucu değil hayal gücümün bir yansıması oluyor. Tespih teslimindeki üç soru gibi. Kılıç’ta ki beyaz mendil raconu gibi…


16-Usta’nın mahpusluğunu çok güzel betimlemişsin. Yazarken o anı yaşayanlardan mısın?

Zihnimde bir sürü odacık var ve bunların hepsi kurgularımın boyutlarına açılıyor. Ve ben hangi kurguyu yazmaya oturduysan o odaya giriyor ve onların arasına karışıyorum. Biraz şizofrenik bir durum.




17- Bir tespih koleksiyoncusu olarak Ustayı okurken kehribarım olmalı dedim. Usta’nın yazılış hikâyesi nedir?

Açık yüreklilikle söylüyorum ki tespihlerle ilgili en ufak bir bilgim yoktu. Benim için boncukların dizildiği ve erkeklerin bir nevi stres çarkı yerine kullandıkları bir aksesuardı. Bir gün televizyonda bir tespih ustasıyla ilgili bir belgesele denk geldim. Yaşlı, naif, çekinikliği her halinden belli  ama zanaatını anlatırken gözleri parlayan bir ustaydı. Onu izlerken İrfan usta yavaş yavaş çizildi zihnimde. Sonrasında usta imameden bahsetti. Ve “her ustanın imzası imamede saklıdır” dedi. Eşimle birlikte izliyorduk yerimden fırladım ve ajandamı aldım.  O anda da slogan cümlemiz oluştu “İmamesi aşk olanın taşı nâr ile çekilir.” Sonrasında benden bağımsız aktı gitti zaten.


18-Bir kadının tespihleri raconu dâhil bu kadar iyi bilmesi özel bir ilgi midir, Anlatır mısın?

Tespihi nasıl öğrendiğimi itiraf ettim, sanırım sıra en büyük itirafa geldi. Racon serisinde yazdığım raconları bir yerden okumuşluğum yada izlemişliğim yahut  şahit olmuşluğum yok. Raconlar tamamen benim hayal gücümün yansıması. Sadece eski İstanbul kabadayılarının hayatlarını okudum, yaşam felsefelerini öğrendim. O yüzden de Devran için mafya babası denildiğinde mutlaka düzeltiyorum; Devran bir mafya babası değil. Kendi adaletini kendi sağlamayı tercih etmiş bir adam. Çünkü mafya dediğimiz oluşumlar gelirlerini kara paradan elde ederler. Bizim hiçbir karakterimizde bu söz konusu değil.

19-Efsun’un özgüveni için idolün kimdi? (Ben biliyorum bunun cevabını. Allah benim karşımada Destan gibi bir adam çıkarıp Efsun özgüveni versin. Âmin)

Hahaha… Evet bu cevabı çok iyi biliyorsun. O zaman ayrıntıya girmeden söyleyeyim Efsunun cesareti benden geliyor. Aynı cesareti göstermiş ve sevdiği adama 15 senedir “aşığım sana be adam” diyen bir kadınım.


19-Şair Devran’dan – Katil Destan’a geçişlerin o kadar başarılıydı yazım sürecinde zorlandığın anlar oldu mu? Biraz bahseder misin?

Tek bir yerde çok zorlandım; Devran’ın kızının cesedini kucakladığı sahneydi. Böğürerek yazdım hiç abartmıyorum.


20-Önce Şair Devran’dı, sonra Katil Destan, Efsun’un canözü, Melek, Karahan ve Funda’nın babası. Sen en çok hangi halini yazmayı sevdin? (Ben Efsun’un can özü ve Baba Devran’ı çok sevdim ama benim favorim DESTAN olduğu anlardı)

Aslında her halini çok seviyorum ama bilmediğimiz daha doğrusu üzerinde durmadığım bir devran var; Çocuk Devran. İşte o sanırım en kıymetlim, kendime saklıyorum.


21-Efsun, Destan’dan kaçmadı aksine onun için adam öldürdü ve ölüm emri verdi. Böyle büyük bir aşkın ilhamı nedir?

Aşk bir duygu değil bana göre. Bir mahkumiyet. Her insan en az bir kere aşık olur canım, derler ya hani; işte ben ona inanmıyorum. Aşk nadir olarak çıkar insanın karşısına. Ve çıktığında da onu ömrünce yanında taşırsın. Aşık olduğun kişi aşka karşılık verir ya da vermez , yanındadır ya da değildir, hiç fark etmez. Sen aşka sahip olursun ve aşk sana olmadık şeyler yaptırır. Ruhun hapisliği gibi düşünün bunu. Sağlıklı bir durum değil her zaman belirtirim. Efsunu o durumların içine sokan sanırım benim aşka bakış açım.


23- Hayal ve Poyraz… Çok ağladım Hayal’in yaşadıklarına… Sen yazarken hangi duygularla yazdın?

Hayal’in ve Poyrazın hikayesi yaklaşık 7 -8 yıl önce yazılmaya başlanmış bir kurguydu. Giriş kısmını yazmıştım ama gelişme ve sonuç bölümleri aklımda çok başkaydı. Sanırım bu konuda kendimi okurlarıma teslim ettim. Onların yorumlarına göre, onların isteklerine göre şekillendirdim. Bana kalsa çok daha sert ve dramatik olabilirdi.



24-Aziz Bey’in oğluna ve Hayal’e aşkı anlatması yaşamaları için yol göstermesi… O kadar iyi anlatılmıştı ki Aziz Bey ve Nilüfer Hanımın aşkı için ilhamın kimdi? Senin de yol göstericin var mıydı? 

Aziz bey karakteri benim iç sesim. Tamamen bana ait o. Karakter olarak da yaşamdaki seçimleri de. Bende aynı durumda olurdum, ben de bir ömür sevdiğimin hayaliyle yaşardım. Bende oğlumu iki kişilik severdim. O yüzden onların aşkına ilham olan tek şey yine kendimim sanırım.

25-Meneviş gözlü küçük Mehveş… Yetimhanede yaşadıkları kanayan yaramız. Ben okurken zorlandım eminim sende yazarken… Bu günlerin en büyük hediyesi oğlu Kutsal ve Hakim…

Kutsal’a başladığımda ilk olarak Hakim ve Kutsal’ın buluşması belirdi zihnimde. O yüzden bu kadın erkek aşkından çok baba oğul aşkı olacaktı. Çünkü ben kan bağı olmadan da muazzam anne ve babalık nasıl yapılır çok iyi biliyorum. Kanından olmadan canından olmanın nasıl bir şey olduğunu…


  
26-Mehveş’i yazarken neler hissettin? Bu kadın karakteri yazmak zorlamadı mı seni?

Mehveş aslında çok masum küçücük bir kız çocuğu gibi. Kendisini bir yere ait hissetmek için ne gerekiyorsa yapmış ama asıl eksikliğin aşk olduğunu geç fark ediyor.  Mehveş sevdiğim bir karakter. Yazarken zorlanmadım, geçmişe dair anıları beni hep etkilemiştir. Yazarken aslında dramatik tarafını biraz hafifletmeye çalıştım. Watty’de ailesi ile ilgili gerçeklerden bahsetmedim. Kitap olduğun da o kısımları da okuyabileceğiz.


  
27-Kutsal babası dedi benim içim eridi… Yazarken Hakim mi oldun Kutsal mı?

Kutsal… Her zaman…


28-Kara Efe Karahan, Babası Destan’a yakışır bir evlat oldu. Aynı Devran’ı gençliği yanılıyor muyum? (Devran intikam için Destan olmuştu Karahan’da intikam için Kara Efe)

Aslında Karaefe olarak Destan’ın hiç istemediği bir kimliğe büründü Karahan. Ve giriştiği kahramanlık ona acı getirdi. Bu özellikle yaptığım bir şeydi. Nasıl Devran Destanlaştıysa yaptıkları ile, her eline silah alanın o kadar şanslı olamayacağını anlatmak istedim. Amaç ne olursa olsun. Adaleti kendin sağlamaya çalışırsan acı eninde sonunda sana geri döner. Ana felsefe buydu aslında.


  
29-Kendi adıma Kılıç’ta Karahan’ın yanında Funda’yı da okumak isterdim. Kitap olursa okuyacak mıyız? Efsun’un kendi gibi bir kız mı yetiştirdi yoksa çıt kırıldım bir prenses mi?

Eğer Kılıç kitap olursa bir çok kısmı değişecek. Buna kurgu da dahil olmak üzere. Aklımda olan ve anlatmak istediğim ama anlatamadığım kısımlar çok fazlaydı. Dramatik açıdan da yoğundu ve bunu birazcık kırmak istiyorum açıkçası. Ama Funda olayına gelirsek onu belki başka bir hikayede anlatırız neden olmasın...




30-Sen bana göre iyi bir Dram yazarısın okuduğum tüm kitapların bana göre ağır dramdı. Dram yazmak mı zor okumak mı? (Benim okuduklarım dramdı sonu mutlu bitse de…)

Dram yazmak genel olarak zor gibi gözükür ama sanırım ben tam tersini düşünüyorum. Herkesin yaşamında gizli kalmış dramlar vardır. Benim de var. Her yazar önce kendisinden başlarmış yazmaya. Ben de onlardan biriyim. Bundan yazdığım kurgular arasında kendi hikayem olduğu falan çıkarılmasın. Duyguları kastediyorum. Mesela Efsunun babası kanser olduğunda yaşadıkları benim yaşadıklarımdı. Büşra’nın Dilem ile dostluğu, tepkileri benim bir dostumla aramızdaki diyalogların çok benzeri. Bunun gibi kendimden parçalar var. O yüzden zor olmadı benim için.



31-“Ben. Bir kızım olsun istiyorum. Poposunda beziyle bana doğru paytak paytak koşan bir kız çocuğu.  Babam diye sarılacak, ilk aşkımsın diyecek bir kız istiyorum. On beş, on altı yaşlarına geldiğinde acaba sevgilisi var mı diye geceleri uykumu kaçırtacak bir kız. Yanında gördüğüm her bir erkeği öldürme isteğiyle yanıp tutuşacağım bir kız. Annesine karşı bile beni koruyacak ‘babam bir tanedir’ diyecek bir kızım olsun. Ama bana tüm bunları yaşatacak kızımı da sen doğur istiyorum.” Aslan’ın Demet’e evlenme teklifi ben okurken evet evet diye çığlık attım sen yazarken nasıl yazdın? Bu teklifin bir hikâyesi var mı?

Elbette bir hikayesi var sadece taraflar değişik. Eşime evlenme teklifini ben yaptım. Eşimin de hayali buymuş ; "Öyle bir kadın gelsin ki karşıma o kadar cesur olsun ki o bana evlenme teklifi etsin" demiş. Tabi ben bunu sonradan öğrendim. Tam olarak bu cümlelerle olmasa da benzer bir şekilde; senden bir kızım olsun istiyorum … diye başlayan bir evlilik teklifi yaptım ve tekliften 4 yıl sonra da kucağımıza kızımızı aldık 



32- En güçlü, en güzel aşkı yazan kadın son olarak Blog takipçilerime ve okuyucularına ne demek istersin?(Bu arada sevgili okur Edebi yansımayı henüz okumadığımdan onunla ilgili soru ya da yorum göremediniz…)

Bu güzel tanımlamaları duyunca hem gururlandım hem de utandım çok teşekkür ederim. Blog takipçilerine ve okurlarıma söylemek istediğim şey çok kısa ama benim için hayat felsefesi; Nefes aldığımız sürece umut var, asla umudunuz kaybetmeyin. Kitaplara sığının, dostlarınıza , ailenize sığının ama asla umudunuzu yitirmeyin. Güneş bile doğuşu gülümsememiz için yeterli bir sebep.

Bu harika söyleşi için çok teşekkür ederim sevgili Yasemin, hiçbir şeyin tesadüf olduğuna inanmıyorum. Buluşmamız da tesadüf değil bence. Nice nice kitaplarda hep bir arada olmak dileğiyle. Hep umutlu ve mutlu kalın 


Sevgili Özge Erkin,
Okuyucun bol, yolun açık olsun…
Sevgiler,
Çilek Kız Yasemin,

Seninle Tek Kelime Oyununa Hazır mısın?
(Yazdığım Kelimenin Karşısına Senin için İfade Ettiği Anlamı Tek Kelime ile Yazar mısın?)

Pembe Ejderha – buyrun benim 
Kızıl Bilal- ufaklık 
Kalbim- Eşim
Öykü – gurur
Oltutaşı – irfan usta
Çilek – Sen 
Yaman Ali - Hasretlik
BDSM - marjinal
Canözüm-Kızım
Kılıç - keskin
Destan - Saklım
Usta- Tahir
Dost – Büşra 
Melek - Mermer

Sence Hangisi Oyununa ne dersin?
(Aşağıda yazdığım iki seçenekten senin için öncelik hangisi. Cevaplarını ister tekkelime ister uzun uzun yaz… )
Devran mı, Destan mı      -          Her  ikisi de
Pembe Ejderha mı, Efsun mu    - Efsun
Kızıl Bilal mi, Ufaklık mı    - Ufaklığa çok gülsem de kızıl Bilal
Can mı, Yavuz mu             -          Can
Annesi mi, babası mı        - Babasııııııııı
Aşk mı, Saygı mı                 - Saygı
Karahan mı, Kara efe mi  - Karahan    
Mansur mu, Esved mi      - Mansur
E kitap mı, kağıt kokusu mu       - Fark etmez okuyayım yeter   
Sanal mı, Reel mi   - Gerçek J





           








25 Ağustos 2017 Cuma

"Yüreğime Doğ" kitap yorumu








Kitap Adı       : Yüreğime Doğ
Yazarı            : Berrin Karapınar  
Yayınevi         : Müptela Yayınları   
Türü              : Roman 
Puan              : 5/5

Türk Polis Teşkilatının başarılı mensuplarından Simay Kaya ile Kuveyt’in yakışıklı, çapkın ve başarılı Prensi  Omar Borkan Al Fayed'in hikâyesi…


Anneannesinin yarım kalan aşkını yıllarca bir masal gibi dinleyip büyüyen Simay Araplardan nefret eder ta ki Borkan'ı görene kadar. İlk görüşte aşk olsa da bunu kabullenmesi uzun sürer... Borkan'ın da duyguları farklı değildir. Ailevi bir mesele için Kuveyt'e giden Simay, Borkan ile tekrar karşılaşır... Ama Simay'ın zekâsı ve güzelliği ile başını döndürdüğü sadece Borkan değildir... Bu aşk çok zorlu sınavlardan geçecektir…


Borkan ve Simay’ı Kuveyt’te bekleyen sürpriz ne? Sevgisiz bir anne babanın yanında tüm sevgisini ona veren anneannesi… Peki ya Araplardan nefret eden Simay’ın 25 yıllık hayatını tepetaklak edecek büyük sır ne?
Hikâyemizde kısa bir an yer bulan Polat ve Henna’nın “MEHİR 1 LİRA” hikâyesini wattpad de okuyabilirsiniz. Eminin onların hikâyesi de sizi etkileyecek. 


Hikâyemiz öncelikle çok sade bir dille yazılmış ve çok akıcı. Cumartesi akşam başladığım kitap pazar akşamı bitmişti... Kitapta çok güzel toplumsal mesajlarda bulunmakta özellikle kadınlara verilen değer hakkında... Sıradan bir aşk romanı değil. Aşk, Polisiye, Cinayet, entrika, uluslararası terör ve kadın hakları o kadar güzel harmanlanmış ki bir solukta okuya bilirsiniz...


Gri olan hayata inat pembe okuyoruz…
Keyifle okuyun…
Sevgiler,
Çilek Kız

22 Ağustos 2017 Salı



Kitap Adı        : Racon Serisi  
Yazarı             : Özge Erkin  
Yayınevi         : Olimpos Yayınları ve Wattpad  
Türü              : Roman
Puan               : Usta – 5/5  (Wattpad)
                       Destan – 5/5
                        Masum Koza 5/5
                       Kutsal – 5/5 (Wattpad)
                       Kılıç 5/5 (Wattpad)
       
Herkese Merhaba;
Bugün size harika bir kalem Özge Erkin’den ve yazdığı Racon Serisinden bahsedeceğim…
Öncelikle yazar Güçlü kadın ve Güçlü adam yazıyor. Hayatın sillesini yemiş ama buna rağmen yıkılmamış kadınlar ve adamlar…
İlk kitabımız ‘USTA’…
“İmamesi aşk olanın taşı nâr ile çekilir”
Ve size kısa bir tanıtım…
“Önce Tespihi teslim edeceğim sana ve üç soru soracağım. Ondan sonra istersen hikâyemi anlatacağım.”
“Tespihin imamesi şerefidir… Gümüş gibi parlak, saf ve güçlü olsun istedim. Kimdir senin imamen? “Taneleri safirin en güzel tonu… Kimdir bir tanen? Tespih bir adamın ömrüne ortak olur. Sabır çektirir… Ah çektirir… Ama hep çektirir… Tıpkı kader gibi… Kimin bükülmez bileğine takılıp ömrüne ortak olacak bu tespih.”

Ablası ve eniştesini öldüren kişilerin Azraili olup 17’sinde mahpusa düşen Tahir’in hikâyesi…
Hapishanede mahkûmlar için açılmış atölyelerden tespih atölyesinde bu zanaatı öğrenir. Bir Af ile tahliye olduğunda 9 yıl geçmiştir ablasının emanetine kavuşma vaktidir. Yeğenine kavuşur hapishaneden dostları ile bir düzen kurar ardından kendi tespih atölyesinde iş başı yapar. Günleri sıradan geçer ta ki çelik prenses Dilem ’in asistanı Yasemin ustaya gidip birlikte çalışmayı teklif edene kadar. Hayır’ı cevap saymayan Dilem’in usta ile tanışması, Buzdan kalbinin erimesi ve AŞK ile tanışması… Bu aşkı okuyun…
“İmamesi aşk olanın taşı nâr ile çekilir”

‘DESTAN…’
Bir bedende iki kişi… Bazen romantik edebiyatçı Devran, bazen gözü kara efsane katil Destan.
Bu aşk adamı babası, karısı ve kızı öldürüldüğü gün Destan olmaya karar vermiştir. Kendi adaletini sağlamak için. Asla masumlara kurşun sıkmaz. Askere veya polise kurşun sıkanlar, tecavüzcülerin eceli olup ADAM der. Eğer birine adam dediyse o kişi ölecek demektir.
Efsun, mesleğine âşık bir doktorken babasının ölümü sebebi ile istifa edip babasının işlerinin başına geçer. Asistanının ona hazırladığı minik tatilde karşısına çıkan orman gözlü Devran’a ilk görüşte âşık olur. Bu kalbi yaralı adamla birbirlerine merhem olmak ister. Ama Devran âşık olup karısı Elvan ve kızı Melek’e ihanet etmek istemez. Lakin alnına yazılan Efsun’dan kurtulamaz.
Gözü kara Efsun ne yapar ne eder Devran’ın hayatına girer… Kalbini çalar. Efsun artık Devran’ın da, Destan’ın da ‘Kalbim’ dir. Destan’da Devran’da Efsun’un ‘Canözüm’ dür.
Bu arada yeri gelir sevdiğini korumak için ölüm emri verir yeri gelir o silahı kendisi ateşler gözü kara Efsun…

Birde bana oradan ‘Efsun özgüveni’ lütfen…

‘MASUM KOZA…’
Hayal ile Poyraz’ın hikâyesi.
Kanadı kırık, masum ve yaralı Hayal. Yaşadıkları öyle zor ki belki de Poyraz bu kötü günlerin hediyesidir.
Kaçar Hayal can yakmamak için uzak durmak ister ama yapamaz. İlk kez bulduğu aşktan kaçıp gidemez. Poyraz’ın kollarına sığınır.
Peki ya Poyraz bu yaralı kıza şifa olabilecek midir? Sevdiğin kadın mı geçmişi mi? İyi düşün öyle karar ver…
Hayal’in hikâyesini okurken mendillerinizi hazır edin.

‘KUTSAL…’
Tayfun’un gözü kara kızı Mehveş ile yeraltı dünyasının sevilen adamlarından Hakim’in hikâyesi…
Aslında Mehveş’in oğlu Kutsal ile Hakim’in hikâyesi…
Önce kendine babası diyen Kutsal’a kalbi akıyor Hakim’in sonrasında ise Kutsal’ın annesi Meneviş gözlü Mehveş’e…
Mehveş gözü karadır önce sevdiği adamı vurur sonrada yaşatın onu diye doktorlara yalvarır…
Mehveş’in sert kabuğunu kırıp yaralı kalbine şifa olacaktır Hakim…

‘KILIÇ…’
Kalbim ile Canözüm’ün biricik oğulları Karahan namı diğer “KARAEFE’nin” hikâyesi.
Babasının Devran kimliğini de Destan kimliğini de bilen Karahan okumuş ana mesleği Doktorluğu seçmiştir. En genç Beyin Cerrahı olan Karahan bir gün ölümden kurtardığı genç Ali’nin içi boşaltılmış cansız bedenini dikmek zorunda kalır.
O gün yemin eder KARAEFE olup organ nakli yapanlardan bunu intikamını alacaktır. Ama bu işi babasından gizli yapar. Oysa Destan’dan bir şey gizlenebilir mi?
Sırp bir organ mafyası Karaefe’yi bitirmeye yemin eder. Ve bu operasyonlarda Karahan çok sevdiği kardeşi Öykü’sünü toprağa verdiği gün onun intikamını almaya yemin eder. O Devran’ın oğludur intikamını alır…

Ve gelelim okurun son yorumuna;
1-Her hikâyede mendil yanınızda olsun.
2-Burdaki aşklara imrenmeyin sonra evde kalıyoruz.
3-Racon serisi kitap olup kitaplıklarımızdaki yerini alsın diye ya dua edeceğiz ya da yayınevini taciz karar sizin…

Gri olan hayata inat pembe okuyoruz…


Keyifle okuyun…
Sevgiler,
Çilek Kız

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Bayan Mükemmel - Aşkın Nur Karataş








Kitap Adı        : Bayan Mükemmel
Yazarı             : Aşkın Nur Karataş  

Yayınevi         : Parola Yayınları 
Türü               : Erotic Romance 
Puan               : 5/5
Herkese Merhaba ‘Mükemmel Serisinin ikinci kitabı Bayan Mükemmel’ yorumum ile buradayım.


Serinin ilk kitabında Nazenin Alp’i terk edip gitti. Ama Alp ondan bu kadar kolay mı vazgeçecek? Peki ya Nazenin hem bedenini hem ruhunu doyuran Alp’i unutup eskisi gibi olacak mı? Ya Nazenin’in geçmişinde kendisinin bile bilmediği sır?


Nazenin’in kendisini terk etmesinden sonra şifayı içki şişelerinde arayan Alp’e Timur onu bulup getireceği konusunda söz verir. Günler sonra onu bulduğunu ve konuşacağını söylemek için Timur tarafından aranır.  Nazenin’in yoksunluğu yüzünden bir bağımlı haline gelen Alp Timur’un yerini tespit ettirip oraya gitmeye karar verir. Hava şartları sebebi ile havayolu ile gidemeyeceğini anlayınca aldığı aşırı alkolü düşünmeden yola çıkar. Henüz İstanbul il sınırındayken yaptığı kaza ile Nazenin’in koşarak kendisine gelmesini sağlar.


Kırgınlıklar, küskünlükler bir süre sonra rafa kalkar. Yerini ise doya doya yaşanacak aşka, tutkuya ve şehvete bırakır.

Sonunda ne mi oluyor okuyun efendim. Bu güzel aşkı okuyun.

Gri olan hayata inat pembe okuyoruz… 



Keyifle okuyun…
Sevgiler,
Çilek Kız

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Kaşıbeyaz'ın yazarı Seda'cığım ile keyifli bir söyleşi...






Merhaba;
Bugün wattpadin fenomeni Kaşıbeyaz Akın’cığımın yazarı, kaynanacığım (Akın’dan dolayı)Seda ile keyifli bir söyleşi yapacağız hazır mısınız? Seda’cığım öncelikle söyleşi talebimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim...


1- Blog takipçilerim ve okurların için Seda Rasgele Özerbay kimdir?
İlk olarak, ben de bu güzel söyleşi teklifi için sana teşekkür ederim Yasemin’ciğim. Sevdiğim birinin sorularını yanıtlamak, ben de bir sohbet ortamındayız hissiyatı yarattı. Seda Özerbay kimdir? Sanırım en zor olan insanın kendini anlatması. Kısaca bahsetmem gerekirse; Memleketim İzmir Karşıyaka. Tahmin edeceğiniz üzere her kadın gibi yaşımı söylemekten hoşlanmadığım için, yetmişli yıllarda doğmuşum deyip geçiştireceğim Lisans eğitimimi tamamladıktan hemen sonra, Aşk’ın peşinden giderek İstanbul’a taşındım. Doğru karar vermiş olmalıyım ki şu an adı telefonumda “Love” olarak kayıtlı harika bir adamla evliyim ve iki dünya güzeli kızım var. Kalıplaşmış tabiriyle, iflah olmaz bir romantiğim.

2- Anne, eş ve yazar olarak bize bir gününü anlatır mısın?
Çok sosyal bir insan olmama rağmen aynı zamanda evcimenim. Evde vakit geçirmeyi gerçekten çok severim. Ciddi bir rahatsızlık geçirdiğim için zaten son on yıldır çalışmıyorum. Tabi iki küçük çocuğa annelik yapmak, çok genç yaştan beri iş hayatında olan biri olarak söyleyebilirim ki dünyanın en zor işi. Günlük rutinimin en keyifli zamanı, yazmaya vakit ayırdığım an.

3- Seda, iyi bir okuyucu mudur?
Gerçek anlamda iyi bir okuyucuyum. Okuma sevdasına kapılmam sanırım ortaokul yıllarına tekabül ediyor. Hakiki bir kitap kurdu olan dedem vefat ettikten sonra, onun en büyük mirası kütüphanesiyle bambaşka bir dünyanın içine düştüm. Çocuk denebilecek yaşımda, Abdülhak Hamit Tarhan’la, Tevfik Fikret’le, Nazım Hikmet’le, yani büyülü kalemleriyle, tanıştım. Tutku haline dönüşmesi ise, doksanlı yıllarda Cumhuriyet gazetesinin Perşembe günleri verdiği “Kitap” ekiyle oldu. Bütün hafta perşembeyi bekler, sonra her satırını birden fazla kere okuduğum dergide tavsiye edilen kitapları almaya çalışırdım. Öğrenci harçlığının çoğunu kitaplara yatıran bir genç kızdım. Uzun süre kitap okumadığı zaman, boşluğa düşen insanlardanım.

4-Seda’ya göre herkesin mutlaka okuması gereken 3 kitap hangileridir.
Vedat Türkali-Bir Gün Tek Başına
Turgut Özakman-Şu Çılgın Türkler
Gabriel Garcia Marquez-Yüzyıllık Yalnızlık

5- Ve Seda’nın okumaktan asla sıkılmam dediği 3 yazar var mı?
Vedat Türkali
Yaşar Kemal
Ayşe Kulin

6-Peki, Wattpad de kitap okumayı seviyor musun? Wattpad de okuyup bizlere önerebileceğin hikâye var mı?

Maalesef Wattpad’de okumaya fırsat bulamıyorum. Kütüphaneme eklediğim birkaç hikâye var ama yazmak ciddi zaman ayırmayı gerektirdiği için, vakit kalmıyor.

7- Gelelim Seda’nın yazma tutkusuna… İlk ne zaman yazmaya başladın?

1986 senesinde çocuk denecek yaşta, şiir yazmaya başladım. Çok uzun yıllar sadece şiir yazdım. Sanırım üniversite yıllarında şiirin herkes üzerinde, bendeki kadar yoğun etki bırakmadığını fark ettim. Birkaç kısa hikâye yazdım. İstanbul’a geldikten ve evlendikten sonra ilk roman denememi yaptım; fakat tam istediğim gibi olmadığından yarım bıraktım.

8- İlk yazdığın satırları hatırlıyor musun?
Elbette. Seksen altı yılının ajandası benim şiir defterimdi. Mahallenin en yakışıklı delikanlısına abayı yakıp, çocuk saflığıyla ona bir şiir yazmıştım. Gülmeyeceğinize söz verirseniz ilk kıtasını paylaşayım.
Sevdiğin sevmiyorsa
Kalbin çok kırıldıysa
Gözlerin yaşla dolsa da
Eğer seviyorsan yaşıyorsun demektir

Hâlâ aynı şeyi düşünüyorum; İnsan sevdiği sürece yaşayabilir.

9-Yazmak senin için bir tutku mu yoksa vakit geçirmek için mi?
Kesinlikle bir tutku! Sanırım yazmaya başlayan ve tadını alan herkes, bir süre sonra benim gibi düşünecektir. Okumayı seven bir insanı, nasıl kitaplardan koparamazsanız; yazmanın hazzına ulaştıktan sonra da vazgeçemiyorsunuz.

Ve gelelim yazdıklarına…
10- ‘Kalbine Sürgün ’ün’ doğuş hikâyesini anlatır mısın?
 Çok sevgili dostum Ayşegül Çiçekoğlu’nun ısrarıyla roman yazmaya başladım.  Nasıl bir konu yazacağımı bilemezken, kendim okumaktan en zevk aldığım romantik kurguları düşündüm. En sevdiklerimin, yanlış anlaşılmalardan kaynaklı aşk romanları olduğunu keşfettim. Ve uzun süren beyin jimnastiğinin sonunda Kalbine Sürgün doğdu.

11- Türkiye’de taşıyıcı annelikle ilgili yazmak seni korkuttu mu?
Elbette başta tedirgin oldum. Henüz kurguyu bilmeyen insanlardan önyargılı yorumlar da aldım. Belki de bıçak sırtı bir konuyla, roman yazmaya yeni başlamış bir insan için riskli bir tercih yaptım; fakat sağ olsunlar, o kadar güzel sözlerle beni destekleyip, hikâyeye sahip çıkanlar oldu ki ben doğru bildiğim yolda devam ettim. Elbette ilk kez bu kadar uzun bir metin yazdığım için, acemiliklerim oldu. Şu an baştan düzenleyerek, çok daha güzel bir şekilde okurlara sunmak için çalışıyorum.
12-Leyla’nın yerinde sen olsaydın ne yapardın?
Ben tabuları olmayan, hayatta her şeyin insanlar için olduğuna inanan, açık fikirli biriyim. Yine de Leyla’nın aldığı çok zor bir karardı. Ben yapabilir miydim, bilmiyorum. Sanırım yaşamadan da hiç kimse bilemez.

13-Adnan ve Meral’in aşkını yazarken sana ilham olan aşk kimindi?
İzmir’de otuz üç yıllık kapı komşumuzun aşkıydı. Birbirine değer veren, birbirini seven insanların aşkına şahit olarak yaşanan bir çocukluk ve ergenlik paha biçilemezdi.

14-Ve KAŞIBEYAZ… Bir kere yazdıklarını okuyunca iyi bir oyun bilgin olduğunu fark ettim. Yanılmıyorum değil mi? 
Yanılmıyorsun Yasemin’ciğim. Dedem zamanında İzmir’in ilk kumarhanelerinden birini işletmiş. Babam muazzam bir oyuncudur. Benim favorimse at yarışı. Sanırım insana kalıtsal olarak geçiyor.
Bende at yarışı severim zamanında çok kupon yapmışlığım var...  

15-Akın ve Hazal… Güçlü adam ile zayıf ama akıllı kadın. Bu karakterleri yazarken ilham aldığın birileri oldu mu?
Hazal karakteri için değil, fakat Akın karakteri için tanıdığım birkaç erkekten ilham aldım. Bazen bana” Bu kadar karizmatik ve kibar bir adam olur mu?” diye soruyorlar. Emin olun ki bu dünyada güzel seven adamlar var.

16- Kaşıbeyaz ne zaman final yapacak? Biraz ipucu versen bizlere…
Kaşıbeyaz’da sona yaklaşıyoruz diyebilirim. Biraz heyecan biraz ayrılık her zaman romantik bir kurgunun ayrılmazı olmuştur demekle yetineceğimJ

17 – Buradan herkese duyurmak istiyorum Seda’cığım AKIN kimin?
Ahaha! Herkes duysun ve bilsin ki Akın Yasemin’indir!

18 - Yeni kurgun Heves hayırlı olsun. Biraz anlatır mısın bize?
Çok teşekkür ederim. Tıpkı Kalbine Sürgün’deki Selim karakteri gibi kusurlu, zaafları, tutkuları olan ve bu yüzden bazen yanlışlar yapan bir kadın karakter yazmak istedim. Heves böyle doğdu. Elbette baş erkek karakterimiz de yabana atılır gibi değil. Köklü bir aile ve iki insanı birbirine bağlayan, geçmişten gelen ortak bir sır var. Ben değişik bir hikâye olacağına ve beğenileceğine eminim.

 19 – Yazdıklarınla ilgili en büyük hayalin nedir? 
Olabildiğince çok insana ulaşmak ve elbette yazdıklarımın beğenilmesi.

 20 – İlk hangi yazdığın kurgunun kitap olmasını istersin?
Kaşıbeyaz

21- Blog takipçilerime ve okuyucularına son sözün nedir…
Birbirini hiç tanımayan bir grup insan olsak da, bir noktada buluşuyoruz; Kitap sevgisi! Beni okudukları ve yazmaya devam etmemi istedikleri sürece o buluşmaya her zaman geleceğim. Öncelikle bu güzel söyleşi için seni, sonra da yazdıklarımı okunmaya değer bulan tüm kitap dostlarımı kocaman öpüyorum. Daima Aşk’la kalın!
 Sevgili Seda,
Yolun açık olsun…
Sevgiler,
Çilek Kız Yasemin,

Seninle Tek Kelime Oyununa Hazır mısın?
(Yazdığım Kelimenin Karşısına Senin için İfade Ettiği Anlamı Tek Kelime ile Yazar mısın?)

Selim  Asalet
Anne  Meral
Köşk  Leyla
Kukla  Piyon
Dost  Güven
Aşk  Kocam
Çilek  Yasemin
Akın  Karizma (Yanlış cevap doğrusu Yasemin olacak)
Kumarhane  Heyecan
Yasemin   Çilek (Yanış cevap doğrusu Akın olacak)
Kurt   Vahit
Emanet   Silah
Ceyda   Can



1 Ağustos 2017 Salı

Elif Yılmaz ile kısa bir mola...

Merhaba;
Bugün tatlış, şirine, ponçik yazarımız Elif Yılmaz ile söyleşimiz var. Buyurun bu keyifli söyleşiyi okumaya.

Elif’ciğim öncelikle söyleşi talebimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim demeyeceğim kabul etmeseydin neler gelirdi başına acaba...

Yaa esas ben teşekkür ederim. Yaptığın röportajları severek takip eden biri olarak şu an inanılmaz büyük bir keyifle cevaplıyorum sorularını.
Başıma gelecekler… Neyse ki asla öğrenmek zorunda kalmayacağız.

1- Elif Yılmaz kimdir blog takipçilerime kendinden bahseder misin? 
Elif Yılmaz henüz yirmili yaşların başlarında; İngiliz Edebiyatı mezunu, yazar, blogger… İnsanın kendini anlatması gerçekten çok zor aslında… Mesela şu an kendim hakkında herkesin bildiği şeyler dışında bir şey anlatamıyorum. Tüm bu söylediklerimi saymazsak 21 yaşındaki herhangi bir kız gibiyim ben de aslında.

2- Öğrenci, yazar ve bloger olarak bir gününü bize anlatır mısın?
Peki, o zaman hazır olun çünkü siz de okurken yorulabilirsiniz. Son bir buçuk yıldır blogger olmaya hiç zamanım yok öncelikle. Zaten okul kitapları dışında pek bir şey okuyamıyorum
 Güne yedide başlıyorum. 8.20’de servise binmiş olmam gerekiyor zira. 9.20’de dersim oluyor haftanın beş günü. Oluyor derken kendime mezun deyip hala daha bir kaç dersle cebelleştiğimi de belirtmiş oluyorum burada. Okulda ders aralarında vs hep elimde kalem kâğıdım oluyor. Hatta bazen bilgisayarımı da yanıma almam gerekiyor çünkü hep bir şeyler yetiştirmeye çalışıyorum. Yeni bir kitap, yeni bir bölüm… Eve varışım altıyı buluyor. Ben geceleri çalışabilen bir insanım bu yüzden bir nevi vampir hayatı yaşıyorum. İstisnai bir durum yoksa eve gider gitmez yatar uyurum ki gece kalkıp çalışabileyim. Sınavım varsa sabaha kadar sınav çalışırım ki zaten okulda yazacağımı yazmışımdır. Eğer yoksa ama en az iki saat yazmaya çalışıyorum. Sonra yatıp kalkıyor ve yine aynı döngüye giriyorum. Aralara da bir kaç nefes serpiştir, işte benim bir günüm!

3- Biliyorum Elif Yılmaz iyi bir okuyucu belli bir tarzı var mı ne bulsa okur mu?
Ne bulsam okumam ama belli bir tarzım da yok. Yani örnek vermek gerekirse polisiye, gizem, cinayet türlerini okuyamıyorum. Benim gibi sabırsız bir insan için çok fazla sırla dolular. Hep ilk on sayfa bitmeden sonunu okumuş buluyorum kendimi. Onun dışındaki türlerde de konuya bakarım. Okumayı reddettiğim belli başlı konular var. Tecavüz, ırkçılık, kadın ve çocuk istismarı gibi konuları okumam mesela. En azından elimden geldiğince okumamaya çalışıyorum. Yazarlar araya serpiştirmediği sürece.

4-Herkesin kütüphanesinde bulunmalı ve mutlaka okumalı dediği en az 3 kitap hangileridir?
Hmm… Baya zor bir soru bu aslında. Ben kendi vazgeçemediğim, hep açıp tekrar tekrar okuduğum üç başucu kitabımı söyleyeyim o zaman ama okuma zevkinize bağlı bu biraz. Belki de sizin başucu kitabınız olmaz bunlar; Özge Erkin’in Destan’ı.  Sylvain Reynard’ın Gabriel serisi. Tüm kalbimle âşık olduğum yazarın, Jane Austen’ın Gurur ve Önyargı’sı.

5- Okumaktan asla sıkılmam dediğin 3 yazar var mı?
Var tabii. Jane Austen ilk başta. Onun eleştirel bakış açısı ve ince dokundurmaları her zaman favorim olacak. Sonra yine Özge Erkin, o ne yazsa okurum… Net. Ve son olarak Selvi Atıcı. Tüm kitaplarını okudum ve hâlâ daha açıp açıp yine okuyorum. Aslında bu listeyi daha da uzatabilirim çünkü tam bir fanatiğim konu sevdiğim yazarlar olunca ama tutuyorum kendimi

6-Gelelim senin de yazdığın wattpade… Wattpad de okumayı seviyor musun?
Sevmem mi? Özellikle yeni kalemler keşfetmeyi seviyorum. Yeni hikâyeler ve beni kendine çeken karakterler de… Bir yazarın sıfırdan başlayıp kendini geliştirerek yükselmesini izlemek muhteşem bir şey ve Wattpad tam da bunu yapabileceğiniz bir yer

7-Wattpad de okuyup bizlere önerebileceğin hikâye veya yazar var mı?
Tabii ki önce senin hikâye Çünkü gerçekten çok iyi bir fikir ve takdiri hak ediyor. Sonra… Betül Güçlü’yü, Kübra Nur’u, Laviniapiaf’ı, Filiz Şakar’ı… Yine Özge Erkin’in Kutsal’ını okuyorum. Ve Çatlasın Düşmanlar adlı bir hikâyeyi. Muhtemelen duymuşsundur çünkü baya meşhur Wattpad’de. Eğlenceli, beni güldüren ve kendine bağlayan hikâyeleri seviyorum genelde. Romantik Komedi ve Mizah’a benim tarzım diyebiliriz sanırım. Arada da bir tutam, kalbimi usulca titretecek kadar dram.

8- Elif Yılmaz, ilk ne zaman yazmaya başladın?  
İlk kez gerçek anlamda yazmaya lisede başladım. Bir arkadaşım yönlendirmişti beni. Ben hep kafasında kurgular oluşturan biriydim ve o da neden yazmıyorum dedi bana. Sonra da Facebook’taki hikâye sayfalarından biride yazmama yardımcı oldu.

9- İlk yazdığın cümleler aklında mı?
Hayır. Muhtemelen hatırlamak istemeyeceğim kadar kötü olduğundan. İlk yazdığım şeylere dönüp bakınca çok gülüyorum kendimi. O zamanlar ki acemiliğimden kaynaklandığını biliyorum ama yine de tuhaf işte

10- 3 basılı kitabın ve basılmayı bekleyen kurguların var hepsinin içinde senin için en özeli hangisi?
Romantik Oyun. Çünkü o yazdığım ilk hikâyelerden. Kitapta baştan düzenlenmiş halini okuduğumuzdan belki o kadar da belli olmuyor ama gerçekten acemi olduğum zamanlarda başlamıştım ben onu yazmaya. Sonra da daha 17 yaşımdayken oturup düzenledim. Benim için bir uyanış gibi o hikâye. Bana kim olmak istediğimi gösteren bir rehber, hayallerime açılan bir kapı gibi.

11- Aşkın Kahramanı… Baran gibi seven adamları çoğaltmamız lazım… Baran’ı yazarken önünde bir örnek var mıydı?
Direk ilham aldığım biri. Gizli bir romantiktir ayrıca benim babam. Hani o karizmatik, romantik, esprili, zeki, kariyer sahibi ve bir de yanındaki kadına ismi yerine bir lakapla hitap eden herkesin aşinası olduğu kitap karakteri var ya, o benim babam. Kitaplardan fırlayıp gelmiş gibi bir adam varken hayatımdan başkasını örnek almak çok zor zaten.

12-Buradan soruyorum… Baran kimin? (Nihan hariç…)
Tabii ki senin, aşk olsun. (Evet, duymayan kaldı mı?)



13- Nihan’ın aşktan korkup kaçarken büyük bir aşka yakalanması yazarken neler hissettin.
Kitabın tamamında hissettiğim şeyi. Kitaptaki karakterler yer yer zorluklar da yaşasalar Nihan’ın Baran’a tutunması, Baran’ın onu koşulsuzca çok sevmesi ve birlikte aile olmayı öğrenmeleri bana hep huzur verdi. Zaten aile olmak böyle bir şey, size mutluluk ve huzur veren bir şey…

14- Baran ve Nihan’ın aşklarının başladığı o kafe neresi adres lütfen.
Ya aslında belirli bir mekân olduğunu düşünmek istemiyorum. İlk kitabı yazmaya başladığım zamanlarda Çukurambar’da gittiğim bir yer vardı, Mavi Tuna adı. O zamanlar orası demiştim ama aslında Çukurambar’da herhangi bir kafe olabilir.

15- Kahraman serisi kaç kitaptan oluşacak? Biraz serinin diğer karakterlerinden bahseder misin?
Dört kitap olacak. İkinci kitapta Beril ve Tolga’yı okurken, üçüncü kitapta Aylin’i okuyacağız. Dört sürpriz… Ama Feride ve Suat değil. Onu söyleyebilirim

16- Bir Boşanma Hikâyesinden bahseder misin? Mehmet ve Ayşe’yi okurken ben çok eğleniyorum…
Ben de ya… O aslında kötü çocuk hikâyelerine karşı bir tepki olarak başladı aslında. Gerçek hayatta kötü çocuk dediğimiz o tipler nasıl olurlar düşüncesinden. Ve kendime hep dedim ki Mehmet’ten nefret etmelisin ama öyle bir karaktere dönüştü ki bir anda sempati duymaya başladım ona. Kötü Çocuk tiplemesinden çıktı yani. Sadece biraz kör, biraz da salak Mehmet ve sevmesini bilmeyen biri de değil hani. Sadece gösteremiyor.
Ayşe de klasik liseli, âşık bir kız olarak çıkıyor karşımıza. O zamanlarda hepimizin düştüğü platonik aşk illetine kapılıyor. Sonrasında büyüyor bu aşk içinde. Mehmet de bunu destekliyor tabii… Ama kalbi kırıklarla doluyor zamanla. Psikolojik olarak bir anda bambaşka bir boyuta geçiyor karakter. Ayşe Çağlar değil de Mehmet’in Ayşe’si oluyor. Hikâye aslında onların boşanmasının hikâyesi değil, Ayşe’nin kendini yeniden bulmasının hikâyesi.

17 – Psikolojik gerilim ya da cinayet romanı yazmayı düşünür müsün?
Bir kez denedim ve zirvede bıraktım. Bence orada kalması en iyisi.

18- Kurgularını kâğıda dökerken dinlediğin müzik var mı?
Kurguya göre değişiyor. Karaktere göre de. Mesela Bir Boşanma Hikâyesi için eski şarkılar dinliyorum. 2000’li yılların başlarında çıkan şarkıları ama Aşkın Kahramanı için sürekli Burcu Güneş dinlerdim.

19- Sevgili Elif, blog takipçilerime ve okuyucularına son sözün nedir…
Hepsini kocaman kocaman öpüyorum öncellikle. Benimle ilgili bir şeyler merak eden insanlar olduğunu bilmek tuhaf. Ben de biraz tuhafım galiba… Bu tuhaflığa sonuna kadar katlandıkları için çok seviliyorlar ama. Çilek kızı takip etmeye devam!

Sevgili Elif,
Okuyucun bol, yolun açık olsun…
Sevgiler,
Çilek Kız Yasemin,

Seninle Tek Kelime Oyununa Hazır mısın?
(Yazdığım Kelimenin Karşısına Senin için İfade Ettiği Anlamı Tek Kelime ile Yazar mısın?)

Ankara - Ev

Aşk - Sadece kitaplarda...

Kahraman - Baran

Tolga - Mavi (SPOILER!)

Çilek - Ama bunu tek kelime anlatamam ki. Kelimeler yetmez

Anne - ANNEM

Baran - Hayallerimin erkeği… Tek kelime olmadı ama olsundu...

Romantik - Beyaz çikolatalı ıslak kek…

Savaş - Kendi kitabım değil de Esra Tok’un Savaş’ı gelmesi aklıma peki… GÜNAHKÂR BEEE!

Yazmak - Meditasyon desem güler misiniz? Neyse gülün…

Müzik - İlham

Blog - Gezginler; çünkü blog maceram Gezgin Kitap Kardeşliği sayesinde böyle 
eğlenceli bir tecrübeye dönüştü

Kurgu - Taslak

Eda - Ne kadar zor sormuşsun ya. Hangi birini yazsam? Canım kardeşim diyeyim o zaman kısa yoldan.

İngiliz dili ve edebiyatı - Kitaplar

Mazi – BEBEĞİM.

Bihter - Kelepçe geldi direk aklıma nedense.

Tarihi Aşk -  Kayran aşkım